|
|
 |
« : Nisan 03, 2008, 11:49:25 ÖS » |
|
Yaz Gelende Çıkam Yayla Başına
Yay gelende çıkam yayla başına, Kurban olam kalem gibi kaşına, Beni kınayanın gelsin başına, Ağam nerden gider yolu yaylanın, Bingöl’ün hey!
Yayla yolları dumanlı olur. Boranlı olur. Karışık olur! Hele yolubilmeyenler için. Garipler için, zor olur. Gözgözü görmez dumanlı yaylayollarında. Gurbetliğin burukluğu, bir yandan; sıla özlemi bir yandan.Bir de karanlıkyayla yolları. Kahrolur insan. Düşler düşleri kovalar. Varıp sılaya götürür. Güllü kızın eline birtesti verip, çeşmeye indirir. çeşmenin suyu, yaylanın suyuna karışır.Kardan soğuk su, Buz gibi. Güllü kız, allı kız. Yedi düvelde şanlı kız.“Dumlu’dan filan ağanın kızı Güllü” dedin mi bilmeyen yok. Şundan ki,varsıl bir ailenin kızı Güllü. Güllü de tek çocuğu ailenin. O dayıllardan sonra dünyaya gelmiş. Daha anasının karnında iken adaklaradayıp kurbanlar kesmiş babası. “Eğer oğlum olursa, yedi yıl saçınamakas vurmam. Her yıl kurbanlar kesip sadakalar dağıtırım. Yook kızımolursa adını Güllü koyup güller gibi büyütürüm. Vakti zamanı gelince deyaşı kadar altın getirene veririm kızımı” deyip kavil etmiş.
Güllü kızın doğumu üç gün, üç gece davul zurnayla kutlanmış. Güreşlertutulmuş, ciritler atılmış. Dadaşlar sıra sıra dizilip bar oynamışlar.Bir yandan da danalar, koyunlar boğazlanmış. Kazanlar vurulmuş ateşe.Yenmiş, içilmiş.
Doğumuyla ünlenen Güllü kız, günden güne büyüyüp serpilmiş, uzun saçlı,uzun boylu, ahu gözlü bir kız olmuş ki, güzelliği dillere destan. Duyanduymayana, gören görmeyene anlatıyor. Ondört yaşın tüm güzelliği gelipçehresine yerleşince, sık sık kapısı çalınır olmuş evlerinin “Allah’ınemri, Peygamber’in kavli” diyen varıyor istemeye. Babası kısadankesiyor. “Benim kızım adaklıdır. Yaşınca altın getirene gelin edecemGüllü’yü” diyor. O kadar! Güllü derseniz daha çocuk. İpi babasınınelinde. Evliliği düşündüğü yok. Ama gelen gidenden de tedirgin. Babasıkime verirse hayır diyemıyecek. Gelip gidenleri de anasından duyuyorGüllü. çoğunu da tanımıyor, biyor. Komşusu Ömer, kapısını çalana dekkimseye de ilgi duymuyor. Ömer’in anasının kendini istemeye geldiğini duyunca içinde bir şeylerkıpır kıpır kıpırdamış Güllü’nün. Ömer’in bilmeyen kız var mı Dumlu’da!Ömer yakışıklı, uzun boy, kara kaş, kara göz, çam dalı gibi. Bir deyiğit ki Ömer dillere destan. Babasını küçükten yitirmiş; bir anası,bir kendisi. Üç beş dönümlük tarlalarını ekip dikip geçinip gidiyorlar.Herkesin dilinde Ömer’’n efendiliği, çalışkanlığı. Bir tek kişi çıkıpda “Ömer yaramaz. Ömer tembel. Yalancı. Korkak” diyemez. Ömer’in adınıanan “Neme lazım. İyi çocuktur. Babasız büyüdü ya; el eline muhtaçetmedi anasını. Kimin de işi düşse bitirir. Yaşından büyük davranırÖmer. Olgun çocuktur” deyip övdüler Ömer’i.
Ömer şu. Ömer bu. Neyse ne! Ama, Güllü Ömer’in adını duyunca birsevinmiş bir sevinmiş ki eh! “Allah vere babam terslemese. Verimkarolsa Ömer’e. Ömer yiğit çocuk” diye geçiriyor içinden. Derken anasıgetiriyor haberi yine. “Baban, yaşın kadar altın istedi. Yoksa vermemdiyor. Ömer’in anası da ‘ne isterse yetirecem’ diyesiymiş. Nasıl bulurbunca altını bilmem. Tarla takımı satıp savsa neyle geçinirler. İşi zorÖmer’in”. Ömer derseniz kafaya koymuş Güllü’yi. Yaşı kadar altın vız geliyorÖmer’e. Anasına güveniyor Ömer. Bir de bileğine. Anası, kenarda köşedebiraz para biriktirmiş. “Ömer’im evlenirse ellerden geri kalmasın,babasız büyüdüğünü anlamasın” diye sandığının köşesine birkaç altınatmış. Ömer biliyor bunu. Bir de Bingöl yaylalarına güvenir. Bingölyaylalarında iş çok. “Yeter ki Güllü’nün babası ‘he’ desin. Para kolay.çalışır, çabalar yetiririm parayı” diyor. Güllü’nün babasının şartıortada. “Kim ki kızımın yaşı kadar altın getirirse kızımı ona veririm.”O kadar! Bunu bilip; bunu söylüyor. Güllü’nün yaşı ondört. Ondört altıngerekli yani. Ondört altın dile kolay. Yolda serpili değil ki toplasıninsan. Bir ömür gerek. Sözün kısası, Ömer Güllü’nün babasının isteğine“evet” diyor. Anlaşıyorlar. Söz kesiliyor. Yüzüklerini takıyorlar.Güllü de sevinçli. Ömer de Güllü seviniyor, çünkü parası çok; aklıkıtın bir de isteyebilirdi. Babası da ona verebilirdi. Hiç değilse Ömergönlünce biri. Ömer de sevinçli. “Nasıl olsa yetiririm altınları”diyor. Gün ola, harman ola. Allah’ın günü çok. Yeter ki Güllü beklesin.
İşlere öyle bir sarılıyor ki, kara saban dilleniyor elinde. Toprak limelime oluyor. Vakti saati gelip ürün derleneceği zaman da kollarısıvayıp giriyor tarlaya. Anası bir yandan; kendi bir yandan. Güllü’yüde ancak kaçamak görüyor. Göz ucuyla bakışıp geçiyorlar. Güllü’nüngözleri yalvarılı. “Tez derle altınları” diyor sanki. Ömer daha çokçalışıyor. Daha çok terliyor. Ürünleri kaldırıp, altına çeviriyor. Toputopu beş altın oluyor elinde. Üçü üründen, ikisi de anasından. Geridekalıyor dokuz altın. Dile kolay. N’etsek ki! Beklemekle de olacak işdeğil. Anasına açıyor konuyu: “Ana bu iş böyle yürümez. Bir çaredüşünmek gerek. Tarlayı toptan icarlayıp, gurbete gideceğim ben. Bingölyaylalarında iş çok. çalışır, çabalar yetiririm altınları. Tamamlamadandönmem”.
Anası derseniz düşünceli: “Sen gidersen ben küçük n’aparım yalnız.Dayınlar hayırsız. Ölsem kulakları duymaz. Güllü dersen babası inat.Komaz ki yanıma gelsin. Sensiz n’aparım ben.” Ömer kararlı. İşin oluruyok! Bingöl yaylalarına varıp çalışması gerek. Altınları ondört’etamamlamak şart. Güllü’nün babası inat. Yoksa vermez Güllü’yü. Ömer’inkafası karışık. Umudu Bingöl yaylalarında. “Gider Hasan’ı bulurum”diyor. “Hasan iyi çocuktur. Hemşehri canlısıdır Hasan. Nede olsaçocukluk arkadaşımdır. Bana da iş bulur. İyi para getirsin yeterki. Neolsa yaparım. Ağaç keserim. çobanlık yaparım. Salcılık yaparım. Ne olsayaparım. Yeter ki parası bol olsun”. Ömer bunları düşlüyor ya, Güllühabersiz. Anası haberi iletince, iki gözü iki çeşme Güllü’nün. “Dağlaradamı yutar. Dağlara güven olmaz. Karı var, tipisi var. Yaylası, boranıvar. Eşkiyası, yabanisi çok olur dağların. Bingöl dağlarında az adam mıkaldı? Vazgeçsin Ömer. Ben bir ömür beklerim. Yetek ki gitmesin” diyor.
Ömer kararlı. Bir akşam üstü varıp Güllü’nün babasını görüyor. “Böyleiken böyle, ben gurbete gidiyorum. Altınları tamamilayıp geleceğim.Güllü’nün emaneti size. Anama da göz kulak olun” diyor. Sabahına dayola düşüyor. Şura senin, bura benim. Varıp Bingöl’e ulaşıyor. Sorasora Hasan’ı buluyor. Hasan kucak açıyor Ömer’e. çalıştığı yerde iş debuluyor.
İş de iş! Dağların tepesinden ağaç kesip, sal yapıyorlar. Murat Suyu’nakadar suyuna kadar indiriyorlar. Murat Suyu’nda, geceli gündüzlü yolalıp da aşağılara indiriyorlar ağaçları. Dile kolay. Sal üstündegecelemek zor. Gün oluyor, sal bir kıyıya saplanıyor. Gün oluyor paramparça dağılıyor. Tulumlarla ağaçları toplayıp, yeniden kuruyorlar salı.Bir de suyun nemi var. Küt küt öksürtüyor adamı. Ciğerlerine işliyorsabah soğuğu. Ama olsun. İyi para alıyor Ömer. Güllü’süne kavuşmanınbaşka yolu yok. Salın bir kenarına çekilip, tütünü sardı mı hepGüllü’yü kuruyor. Kuşağı altın dolup iniyor yayladan. Varıp Güllü’nünkapısına dayanıyor. Elini kuşağına atıp, çıkarıyor altınları. Tek teksayıyor. Anasındakilerle ondört altın. Günler, aylar, yıllar hep budüşünceyle geçiyor. Beşinci yılın sonunda altınları tamamlıyor Ömer,tek tek sayıyor. Tam dokuz altın. Beş de anasındakiler. Etti ondört.Bir sevinç, bir özlem. Bir yorgunluk. Hepsi karışıyor birbirine. Beşyıl, dile kolay. Arada bir gelen giden oluyor, haber alıp, haberiletiyor. O kadar!. Anasının, Güllü’nün sağlığından gayrı merakı yokzaten. Kışın karı, tipisi de vız geliyor. Tek düşüncesi Güllü, bir deondört altın. Dönüşü, gelişinden hızlı oluyor Ömer’in. Atını da dahahızlı sürüyor. Dağ bayır, ova demiyor. Bir gecenin sabahına varıpulaşıyor Dumlu’ya. Anasında bir sevinç, bir gözyaşı. Beş yılınözlemiyle sarılıyor oğluna. Oturup dertleşiyorlar. Olanı bitenianlatıyor anasına. Dağların doruğundan odun indirmenin güçlüğünü, karıntipinin adamı nasıl yuttuğunu bir bir sıralıyor. Sonra da çıkarıpaltınları döküyor ortaya. “Sendekilerle tam ondört altın ana. çokrezillik çektim. Ama, rezilliğe değdi. Gayri babası direnemezGüllü’nün. Ağzını kitledim.”
Sabahı zor ediyor Ömer. Tezden varıp Güllü’nün babasını arıyor.Kuşağından altınları çıkarıp döküyor ortalığa. Tam ondört altın. çilçil. Güllü’nün babası sayıyor altınları. Sonra da elini sakalınaatıyor, “Ben kızımın yaşı kadar altın isterim demiştim. O zaman ondörtyaşındaydı. Aradan beş yıl geçti. Şimdi ondört yaşında değil. Artıkondokuz yaşında. Beş altın daha getirmen gerek. Yoksa Gülilü’yüalamazsın” deyince, Ömer’in başı dönüyor. Gözü kararıyor. Olduğu yereyığılıyor. Bir Güllü’yü düşünüyor; bir de Bingöl yaylalarını.
Yaylanın da yolları. Karışık olur yayla yolları. Hele karda tipide.Gözüne büyümüş Ömer’in. “Acaba borcum olsa, sonra ödesem” diyecekolmuş, Güllü’nün babası inat “Benim adağım var. Kızımı yaşı kadar altıngetirene vereceğim. Ya beş altın daha bulursun, ya da Güllü’denolursun” deyip kestirmiş. Ömer kanatları kırık dönmüş eve. Başınıellerinin arasına alıp, dalmış düşünceye. Anası, daha da üzgün.Güllü’nün ağzını bıçak açmıyor. “Alsın kaçırsın beni” diyor. Ama Ömerkararlı. “Altınları tamamlayıp babasının ağzını kapatacağım. Yeter kiGüllü sabırlı olsun. Biraz daha beklesin” diyor. çok geçmeden de hazırlanıp, Bingöl yollarını tutuyor. İyi. Hoş. Amamevzim kış. Yayla yolları dumanlı. Kar diz boyu. Göz gözü görmüyor. Butürkünün öyküsünü anlatanlar, Ömer’in anasının “illa ki yazı bekle deöyle çık. Yayla yolları kışın geçilmez. Adamı yutar. Gel vazgeç.Yüreğim razı değil” deyişini dinlemediğini söyler.
Ömer “er kalkan yol alır, er evlenen döl alır. Güllü’ye kavuşmanın yolubu. Ben gidiyorum” deyip atlamış atına. Atlamış ya, yollar kötü. Kar,tipi, ayaz karışık. Şaşırıp kalmış Ömer. Acep yaylanın yolu nerden aşarki? Her yer kar. Bir de duman var ki. Duracak gibi değil. Soğukdondurur adamı. Sözün özü, düz yol belleyip, uçuruma sürmüş atını Ömer.Sürüş o sürüş. Aradan aylar geçip, karlar eridikten sonra bulunmuşÖmer’in cesedi. Haber anasına ulaşınca, kadın dizlerini dövmeyebaşlamış. Güllü deseniz, deli divane. Halk üzgün. “Yaz gelseydi de,yola çıksaydı” diyor kimi; kimi “hep Güllü’nün babası sebep. Kızını malgibi satıyor. Beş altın da eksik olsaydı” diyor. Ama, Ömer’in öyküsünü,türküye dökmekten de geri kalmıyor. “Yaz gelen de çıkam yayla başına”deyip duygularını dillendiriyor halk.
Kaynak: Yaşar Özürküt Öyküleriyle Türküler -3 İstanbul-2002
|