| Şubat 03, 2008, 08:35:57 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #30 : Şubat 03, 2008, 08:35:57 ÖS » |
|
İki Uçlu Duygulanım - MANİ-
İki uçlu duygulanım bozukluğu ( bipolar afektif bozukluk,PMD,manik depresif bozukluk) ne demektir?
Kişinin bazı dönemlerde çökkünlük (depresyon) dönemleri yaşaması ile birlikte ,kimi zamanlar da taşkınlık (mani) ya da bunun daha hafif bir sekli olan hipo mani dönemlerinin görülmesi ile seyreden bir psikiyatrik bozukluktur
Mani nasıl bir durumdur?
Kişinin her zamanki normal halinden farklı olan ve sürekli bir şekilde aşırı neşeli,(her şeye gülüp, kimseyi umursamadan şarkılar,oyunlar,danslar etme gibi) ya da yerinde duramayacak şekilde gergin(bazen aşırı öfkeli, saldırgan, küfürlü konuşma gibi) ve kendini yükseklerde gören bir duygu durumu vardır. Bu dönem sırasında aşağıdakilerden en az üçü bulunmaktadır:
• Kişinin kendine verdiği değer aşırı derecede abartılıdır,(grandiyozite),ses tonu aşırı güvenli bir şekildedir. Bu durumda kendini çok güçlü,güzel,özel yeteneklere sahip,Peygamber ya da Tanrı gibi hissedebilmektedir.
• Uyku hiç yok gibidir,hiç uyumadan günlerini geçirebilir.
• Her zamanki halinden çok daha fazla konuşmaktadır. O kadar hızlı ve sürekli konuşmaktadır ki konuşması sırasında araya girmeniz çok zordur.
• Düşünceleri adeta birbiri ile yarışmaktadır. Konudan konuya atlar,belli bir konu üzerinde duramaz.
• Dikkatini belli bir yerde toplayamaz ve dikkati önemsiz ,konu dişi nesnelere takılır.
• Belirli bir amaca yönelik olarak sosyal ortamlarda,iste ,okulda ya da cinsel aktivitede artış vardır.(Aniden seyahatler yapma, önceki normal halinden farklı olarak daha çekici görünmek için renkli, parlak, aksesuarları bol ve daha açık saçık ,kendinden beklenmeyecek tarzda giyinme, toplum içinde ve ibadethanelerde ibadetlerinde diğerlerini rahatsız edici derecede aşırı artışlar gibi.)
• Önemli zararlar oluşturabilecek zevk verici etkinliklere, sonucunu düşünmeden girme (eşya ya da para dağıtma,gereksiz ve fazla harcamalar ,anlamsız yatırımlar yapma, aşırı hızlı araç kullanma,cinsel ilişkide sınır tanımama gibi)
Bu durum kişinin mesleki yaşamı ve sosyal ilişkilerinde önemli bozulmaya yol açmaktadır. Kendine ya da başkalarına zarar vermesini önlemek için ya da psikotik özelliklerin varlığında ( kişinin kendisini peygamber hissedip Allah tan emir aldığını düşünmesi ya da gizli bir takım güçleri olduğuna inanıp,ispata çalışma gibi inanılmaz fikirler ve eylemler)hastaneye yatırmak gerekmektedir
İki uçlu bozukluk hangi yaşlarda baslar?
Ergenlik öncesi nadir görülen bu bozukluk erkelerde ortama 18 , kadınlarda 20 yaşta başlamakta, 60 yaş sonrası nadir görülmektedir.
İki uçlu bozuklukta kadın ve erkekler açısından farklılıklar var midir?
Kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit oranda görülmektedir. İlk atak erkeklerde mani,kadınlarda ise depresyon seklindedir.
Kalıtımın rolü var mıdır?
Birinci derece akrabalarda bu bozukluğun bulunması halinde risk %25, anne ve babanın her ikisinde birden bulunması halinde risk % 50-75 ‘ lere yükselmektedir
İki uçlu bozukluk niçin önemlidir ?
- intihar olayları yüksek bir oran tutmaktadır - alkol ve madde kullanım bozuklukları da eslik etmektedir. - eğitim,mesleki ve sosyal alan , evlilik hayatında sorunlara yol açmaktadır. - anti sosyal davranışlar ile suça eğilim artmaktadır. - hızlı döngülü ( bir yıl içinde 4 ve daha fazla hastalık atağının olması) ya da aşırı hızlı döngülü ( saatler ya da ünlerle değişen çok sayıda atağın varlığı) hal oluşabilmekte bu da çok yıpratıcı olmaktadır. - yeme bozuklukları,sosyal fobi ve panik bozukluk gibi kaygı bozuklukları da eslik edebilmektedir.
Hastalığın gidişini kötü etkileyen özellikler:
- Erken ya da geç yaşta başlangıç - atak sayısının ve hastanede yatış sayısının çokluğu
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
Konuksever Moderatör
Tavsiye Elemanı

Mesajlar: 23326
|
Merhaba ziyaretçi.Sitemizin diğer bölümlerinde bulunan program, msn, sohbet, resim, video vs. arşivi için üye olmanızı öneririm.Binlerce üye ile sohbetde cabası..
Anahtar Kelimeler: Hastalık Rehberi.. oyunları, Hastalık Rehberi.. programı, Hastalık Rehberi.. oyunu indir, Hastalık Rehberi.. program yükle, Hastalık Rehberi.. download, Hastalık Rehberi.. hikayeleri, Hastalık Rehberi.. resimleri, Hastalık Rehberi.. haber, Hastalık Rehberi.. yükle,
Hastalık Rehberi.. videosu, Hastalık Rehberi.. msn eklentisi, şarkı sözleri
|
|
|
Logged
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:36:15 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #31 : Şubat 03, 2008, 08:36:15 ÖS » |
|
ÇOCUĞUNUZ AŞIRI HAREKETLİMİ Aşırı hareket, yapılan hareketin belli bir amaca yönelik olmaması ve dikkât eksikliği ile giden bir davranış bozukluğu hiperaktivite sendromu olarak tanımlanır. Cinsiyet Farkı var mı dır? Erkeklerde kızlardan 6 ile 10 kat daha fazla görülmektedir. Çocukların %3'ünde bu sendrom görülmektedir. Hiperaktivite sendromunun yaşla ilgisi var mı dır? Aşırı hareketlilik 5-4 yaşlarında görülse de bebekliğinde anne - baba tarafından huysuz, uykusuz ve güç bir bebek olarak tanımlanır. 10 yaşından sonra aşırı hareketlilik azalırken topluma aykırı hareketlen devam eder. Belirtileri nelerdir? Çocuklarda aşırı hareketlilik göze çarpar, yaş ilerledikçe daha belirgin hale gelir. Okul döneminde, grup içinde çevresini rahatsız edici düzeye çıkar. Hareketleri belli bir amaca yönelik değildir. Durmak, yorulmak nedir bilmezler. Beceri isteyen hareketlerde başarısızdırlar. Dikkât süreleri kısadır ve bir konuya uzun süre yoğunlaşamazlar. Bu nedenle zekâları normal olsa da öğrenme güçlüğü ve okul başarısızlığı olabilir. Arkadaş ilişkileri kısa sürelidir; arkadaşlarının canını inciten hareketler yaparak arkadaş ilişkilerini sürdüremezler. Tehlikeye karşı kendileri koruyamadıklarından sıkı denetim altında olmaları gerekir. Anlamsız ağlama veya aşırı neşe gösterirler. Kontrol altında olmaktan aşırı sıkılırlar. Bir resim yapmada, yazı yazmada ve geometrik şekilleri kopyalamada yetersiz kalırlar. Belli bir nedeni var mı dır? Tetkikler ile beyinlerinde gösterilebilen veya gösterilemeyen küçük yapısal veya işlevsel bozukluklar olduğu belirtilmektedir. Alkolik, davranış kusuru ve kişilik bozukluğu olan aile çocuklarında da sıklıkla hiperaktivite sendromu görülmektedir. Hangi hastalıklarla karışır? Aşırı sinirli çocuklar; ancak bunlar ilgilerini çeken konularla ilgilenirler. Ağır akıl hastalıklı çocuklarda görülen davranış bozukluklarıyla da karışır. Seyri nasıldır? Bir bölümünde erginlik ve yetişkin çağda tamamen düzelme görülmektedir. Tedavi edilebilir mi? Aile bireylerinin tedaviye katılımı önemlidir. Aşırı hoşgörü ve disiplin uygun olmayan bir tutumdur. Çocuğun ihtiyacına uygun, ilgili, sevecen, gelişimine uygun kural koyarak ve bu davranışlarda tutarlı bir aile ortamı çocuklar için yararlıdır. Böyle çocuklar aile çözülmelerine de yol açtığından aile terapisi de yararlıdır. Başarılı sonuçlar veren ilaç (ritalin veya klonidin) tedavisi vardır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:36:49 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #32 : Şubat 03, 2008, 08:36:49 ÖS » |
|
ATEŞ:Sağlık durumu iyi olan bir çocuğun vücut ısısı sabah saatlerinde,öğle saatlerine nazaran daha soğuk olur.Vücut hareketlendikce ısı artar. Normal vücut ısısı 37 derecedir.5-6 yaşına kadar çocukların ateşini makattan ölçmeli.1-5 yaşlarındaki çocukların ateşi çıktığında şunlar yapılmalı:95 derecelik alkol ve eşit miktarda su karıştırılıp kol,bbacak,ve göğüs bununla ovvullmaalı.Ateş yüksselirse doktora haber verilmeli.Doktora danışmadan ilaç vermeyin.Hasta çocuk biraz şımartılmalıdır.
KULAK HASTALIKLARI:4 yaşından küçük çocukların kulakları hasastır .Kulak ağrısı nezleden veya yıkanırken su kaçması ile olur.Doktora gidilinceğe kadar sıcak su torbaları konulabilir.Kulağa ılık zeytinyağı damlatılabilinir.Yaşına göre aspirin verilir.
BRONŞİTronşit kelimesi,nezlenin ağırlaşıp bronşlarada yayıldığını ifade eder.ateşi yükselirse soğuk su ile yıkamalı.Göğüse bal ve karabiber karıştırılıp sürülebilir.
BADEMCİKLER:Normal ve sağlıklı çocukların bademcikleri büyüdükce küçülür.Çocuk sık sık anjin oluyorsa bademcikleri aldırmak gerekebilir.Ilık çaylar içirip çocuk dinlendirilmeli.
ASTIM:KRİZ Anında çocuğu hemen yatırmalı rahat nefes alması için birlikte nefes çalışması yapın.Odasını nemli tutmaya çalışın.
ÜRTİKER:Cilt üzerinde küçük kabarcıklar olarak görülür.Besinlere bağlı olabilir.Hasta karbonatla silinebilir.
KIZAMIK.Çocuk önce şiddetli nezle olur,ateşi yükselir ve bu belirtilerden 3 gün sonra kırmızı döküntüler çıkar.Önce yüz bölgesinde cıkar.
KIZAMIKCIKundada yassı pembe kabarcıklar vardır.Kızamıkcıkta nezle görülmez ateş az çıkar.Lenfler şişer.
SUÇİÇEĞİağınık olrak kabarcıklar vardır.Uçları çabuk patlayan irin keseleri halindedir.Kabarcıkları patlatmamak gerekir.
KIZILaş ağrısı, ateş,kusma,boğaz ağrısı ile seyreder.Kızartılar nemli bölgelerde çıkar.
İSİLİK:Süt çocuklarında olur.Boyun ve omuzlarda çıkar.
PİŞİK:Vücudun idrarla temas eden yerlerinde olur.
EGZAMA:Kaşıntılı kırmızı lekelerle ortaya çıkar.Koltuk altlarında, dizin ve dirseğin altında çıkar.
UYUZ:Tepeleri kabuklu kabarcıklar halinde görülür.Kasık aralarında,bileklerde ve karında çıkar.
FAVUS:2-3 cm çapında pürtüklü derilerin vücuda yayılmasıyla başlar.Lekelerin etrafı kabarıktır.Kafatasında görülür.
ÇOCUK EĞİTİMİ: Yeni anneler kendinize güvenin.aslında bebeğiniz sizden en çok sevgi bekliyor.Onu temiz tutun, karnını doyurun,gazını cıkarın inanın uykuya hazır olacak.Eğer gazlı bir bebeğiniz varsa öncelikle siz yiyeceklerinize dikkat edin.Unutmayın sütünüzden bebeğinize besleğici olduğu kadar rahatsız edici şeylerde geçmekte.Yaz aylarında onu hergün yıkayın uykusu daha çabuk gelecek sizede dinlenme zamanı kalacaktır.Luzumsuz fedakarlıklar herkesi rahatsız eder.Ayrıca eğer çocuğunuzdan fazla beklentiniz olmazsa daha mutlu olursunuz. Zaaflarını kabul eden anne ve babaların çocukları daha rahat büyür.Yerinde dışa vurulan öfke ,çoğu zaman havayı düzeltir.Çocuklar kendilerine kararlı davranılsın ister.
Yemek yemeyen çocuğunuza ısrar etmeyin nasılsa acıkınca yiyecektir.Ama yemek saatini bekletinki herşeyin farklı zamanlarda yapıldığını öğrensin.
Bebekleri 4 saat ara ile beslmek uygundur.Gece anne sütünün yanı sıra mama verilirse bütün gece yok olrak uyur.
Anne sütü bebek için önemlidir. En fazla 2 yaşına kadar emzirilmeli.Anne sütü hastalıklara karşı bebeği korur.
Emzren anne :süt, tavuk,yumurtayı sofrasından eksik etmemeli.
Anne sütü yetersizse bebeğe ek gıda verilmeli.Emzirmeden hemen sonra tamamlayıcı biberon verilmeli.
normal bebekler 6. ayından itibaren ek mama isterler.Bebeği memeden kesmek için yaz ayları uygun değildir.
Yeni doğmuş iştahsız bebek için mama:450 gr.süt,450gr.su ve 45gr.şeker karıştırılıp bebeğe verilir.
5 kiloluk bebek maması:600gr.süt,300gr.su,45gr.şeker ve 16gr un karıştırılıp verilir.
Bebek birkaç haftalık olunca günlük besinine portakal suyu eklenmeli.Portakalı içireceğiniz zaman sıkınki c vitaminini kaybetmesin.
Katı yiyeceklere ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi olur.4 aylık bir bebeğe kaşıkla yemek yedirmek daha büyük bebeklerden kolaydır.
Her bebeğin damak zevki farklıdır.Ondan dolayı katı yiyecekleri deneyerek sevdiğinden yedirmeye başlayın.İLK aylarda muz hariç meyveleri pişirip yedirin.
Bebeğim yiyebileceği sebzeler:Taze fasulye,ıspanak,kabak,domates vehavuçtur.Bebeklere karnıbahar,lahana ve şalgam gibi sindirimi zor yiyecekler verilmez.
Yumurtanın sarısı değil beyazı allerji yapar.Yumurtayı ilk verdiğinizde rafadan olarak verin.
Zorla yemek yedirilen bebek bir süre sonra kendine uzatılan herşeyi reddeder.
9 ay ile bir yaş arası katı yiyeceklere başlanmalı.Bazı bebekler herşeyi pürelenmiş ister, bunun için önce çatalla iri parçalar halinde yemek önüne konmalı unutmayı çocuklar kendileri elleriyle yemek yemeği sever.
Bir yşındaki çocuk için öğünler:KAHVALTI:Unlu mama,rafadan yumurta,ekmek,süt.ÖĞLE:İri parçalı sebze,patates veya makarna,balık,meyve,süt.AKŞAM:Et suyu,meyve süt.Dikkat ederseniz akşam yemeği porsiyonu mideyi yormayacak kadardır.
Yemek yemeyen bebeğin sütündeki şekeri azaltın.Asla zorla yedirmeyin.
Bebekler on aylık olunca 3 öğün yemeğe başlarKahvaltı olarak mama ve meyva verilir.Arada 50 gr portakal suyu verilir.Acıkırsa eline bisküvi verilir. Öğlen eğer şişman bir bebek değilse patates verilir çünkü tok tutar.Akşam yemeğinde unlu lapa veya et suyuna sebze çorbası,meyve ve süt verilir.
Bebek yemekten sonra gazı çıkartılıp uyumaya bırakılır.Ayakta yada kucakta sallamaya alıştırılmasa iyi olur.
Bebek 6 aylık olunca sabahları erken uyanır Anne hemen yanına gitmemeli bebek kendi kendine kalıp yatağının içindekilerle ilgilenmeli.
Altı aylık bebekler artık kendi odalarında yatırılmalı.Eğer gece uyanıp yanınıza gelmek isterse engel olun o uyuyuncaya kadar yanında kalın ama yatağınıza almayın.
Şımarık çocuklar unutmayınki ileride başınıza çok iş açar.Eğer çocuğunuz ağlayarak kucak isterse yumuşak bir sesle işiniz olduğunu söyleyip işinize devam edin.
Kucakta uyutulan bebekler her gün daha geç uyur.Bebeğin yanına arkadaş olrak bir oyuncağı verilir ve uyumaya bırakılır.
Böylece bebek ilk gün yarın saat ağlasa bile daha sonra az ,en sonunnda ise ağlamadan uyuyacaktır.
Yalancı meme,ağlayan bebekler için uygun bir susturucu olabilir.Ama sadece yatarken verilmelidir.Bebekler 3 aylık olunca emme iç güdüleri arttığı için memeye gereksinim duyar.Ayrıca parmak emmeği önler.
AŞILAR:
KARMADifteri,tetanos,boğmaca)ir iğne ile 3 aşı yapılır.Bebek 3 aylıkken yaptırılır.Karma aşı 3 kere yapılır.Daha sonra çocuk 2 yaşını bitirirken tekrar edilir.
ÇİÇEK:Aşının 1 yaş tamamlanmadan yapılması gerekir.Aşı her 5 yılda tekrarlanmalı.
ÇOCUK FELCİebek 3 veya 4 aylıkken ilk aşı yapılır.Daha sonra doktorun belirteceği zamanlarda tekrarlanır.
KIZAMIKoktorun söyleyeceği tarihlerde yapılır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:37:09 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #33 : Şubat 03, 2008, 08:37:09 ÖS » |
|
ÇOCUKLARDA GECE İŞEMESİ İstemdışı olan idrar çıkışına enurezis denmektedir. Bu durum daha çok gece uyku esnasında oluştuğundan enurezis nocturna adını almaktadır. Ancak bu durumdaki çocuklarda teşhisin konulabilmesi için gereken yaş alt sınırı 5 tir. Yapılan araştırmalara göre 5 yaşındaki erkek çocuklarda gece işemelerinin sıklığı % 7; kızlarda aynı yaşta % 3 olarak saptanmıştır. Bu oranlar 10 yaşında erkeklerde % 3’e; kızlarda % 2’ye düşmektedir. 18 yaşına gelen erkeklerde % 1, kızlarda ise biraz daha düşük bir yüzdede sürebilmektedir. Bu çocuklarda yaşıtlarına göre gelişimsel gecikmeler de saptanmıştır. 5 yaş sonrasında tedavisiz kendiliğinden iyileşme oranı % 5-10 arasında bulunmuştur. Rahatsızlığın teşhisi için en az 3 ay süre ile haftada en az 2 kez idrar kaçırmanın olması ya da toplumsal, mesleki işlevsellikte, okul başarısında düşmeye ve sorunlara yol açması , kişinin 5 yaşından büyük olması gerekmektedir. Ayrıca idrar kaçırma durumu başka bir ilacın yan etkisine bağlı olmamalı, kişide idrar kaçırmaya sebep olabilecek bir hastalık olmadığı tespit edilmelidir ( şeker hastalığı , ürolojik ya da nörolojik hastalıklar gibi). Enürezis riskini arttıran durumlar: -Yoğun psikososyal sorunlar içinde olan ve olumsuz çevresel koşullarda yaşayan çocuklar -Baba ya da annenin boşanma ya da ölüm sonucu kaybı da önemli etkenlerdendir. Özellikle daha öncesinde idrar kontrolünün sağlandığı çocuklarda sonradan 5-8 yaşları arasında idrar kaçırma bu nedenle tekrar başlayabilmektedir. -Davranışsal bozukluklar gösteren çocuklarda mesane kapasitesinin daha sınırlı olduğu ve bu durumun daha sık gözlendiği saptanmıştır. -Yapılan çalışmalara göre ailede anne, baba ve diğer akrabaların geçmiş yaşantılarında bu sorun var ise, çocuklarda da enürezis riski 5-7 kat artmaktadır. Çocukta gece işemeleri varlığında yapılması gereken incelemeler: Öncelikle idrar yollarında mikrobik bir durum varlığı, basit bir idrar tahlili ile araştırılabilir. Bu duruma idrar yollarının özelliği nedeniyle daha çok kız çocuklarında rastlanmaktadır. Daha nadiren rastlansa da idrar yollarındaki yapısal kusurlar varlığı radyolojik incelemeler ile belirlenebilir. Nörolojik muayene ve şeker hastalığı varlığı açısından kan şeker düzeyi araştırılmalıdır. Tedavi: İlaç tedavisi yanında uygulanabilen psikoterapi, özellikle davranışsal sorunlar yaşayanlarda etkili olmaktadır. Bu özellikle sonradan başlayan idrar kaçırmalarında gereklidir. Diğer bir yöntem ise, ıslanmaya duyarlı nesnelerle döşenmiş olan özel donanımlı bir yatağın , ıslanma ile ikaz edici bir ses çıkarmasına ve kişinin bu durumu zaman içinde öğrenebilmesine dayanan bir sistemdir. Encopresis ( dışkı tutamama): Bu durum idrar kaçırmaya göre biraz daha sorunlu bir durumdur. En az 3 ay süre ile görülen ve en az ayda bir kez var olan dışkı kaçırma durumudur. Bu teşhisin konulabilmesi için çocuk 4 yaşından büyük olmalı, başka bir ilacın yan etkisine ya da başka bir hastalığa bağlı olmamalıdır. Hastalık iki şekilde kendini gösterebilir. İlkinde kabızlık ve sonrasında buna eşlik eden aşırı miktarda dışkının boşalmasına bağlı tip ve diğeri bu durumun olmadığı tiptir. Kabızlıkla birlikte olan tip gündüz ya da gece olabilmektedir. Normalde tuvalet yapma esnasında çok az miktarda dışkı çıkışı gözlenir. Dışarıya çıkan dışkı şekilsizdir ve kabızlığın tedavisi ile büyük ölçüde düzelir. Diğer tipte dışkı şekillenmiştir. Dışkı barsakta belli bir yerde depolanır. Bu durum barsak kontrolünün sağlandığı dönemde istemli olarak, uygunsuz yerlerde psikolojik nedenlerle dışkı depolanması ile kendini göstermektedir. İstemsiz olan şekilde barsağın son bölümündeki anüs çıkışını denetleyen kas dokusu halkasının yeterince kontrol edilememesi ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca kaygı ya da aşırı birikime bağlı olarak istemsiz dışkılama da görülebilmektedir. Yapılan araştırmalara göre erkeklerde daha çok olmak üzere, 5 yaşındaki çocuklarda % 1 oranında görülebilmektedir. Psikiyatrik kökeni açısından rahatsızlığın oluş sebepleri arasında nevrotik yapıdaki anne ve uzak duran kendini göstermeyen babanın varlığı ; tuvalet terbiyesinin aşırı zorlayıp, cezalandırıcı bir şekilde çok erken yaşta gerçekleşmesi;nörolojik gecikme varlığı ile ilişkili bulunmuştur. Bu teşhisin öncesinde barsaklara ait olabilecek diğer sorunların (Hirschsprung hastalığı gibi) varlığı araştırılmalıdır. Tedavi: İlaç tedavisi ve yaşanılan ya da hissedilen sorunlara yönelik psikoterapi yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:37:32 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #34 : Şubat 03, 2008, 08:37:32 ÖS » |
|
Çocukta terbiye ve hayır Çocuğunuza hayır diyememenin altında hangi faktörler olabilir? 1) Suçluluk duygusu ki bu daha çok çalışan anne babaların ortak duygusudur. Zaten limitli bir zaman diliminde gördükleri çocuklarını fazla zorlamak ve onları horlamak istememe duygusu içindeki yoğun çalışan anne ve babalar çocuklarına hayır diyemezler. 2) Şüphe duygusu da daha çok sıkı bir disiplin ve aile baskısında yetişmiş anne babalarda görülür. Bu tür anne ve babalar çocuklarına hayır deme ve dememe konusunda tereddüt geçirirler ve sürekli kendilerini sorgularlar. 3) Yorgunluk ve bıkkınlık duygusu da anne ve babaların çocuklarına kolay teslim olmasına neden olan bir faktördür. Bu tür duygular içinde olan anne ve babalar da çocuklarıyla olan bir mücadelede yenik düşebilecekleri varsayımıyla tartışmaya girmeden onların isteklerini kabul etme eğilimindedirler. 4) Acele etme duygusu da anne ve babayı ve özellikle sınırlı zaman diliminde çocuklarının yapabileceği şeyleri kendileri üstlenerek çocuğu üzerinde kurması gereken otoriteyi görmezden gelebiliyor.Örneğin: anne sabah çocuğunu giydirirken acele ederek ona dil dökmektense bu işi kendi üstleniyor. Hayır diyebilmek niçin gereklidir? 1) Bu çocuğunuzun kişiliğinin şekillenmesine ve gelecekte sorumluluk sahibi özgür ve yetenekli bir insan olmasında fayda sağlar. Çocuğunuzun bazı isteklerini önleme çocuğunuzun psikolojik ve duygusal gelişiminde önemli bir tecrübedir. Çünkü onun her istediğinin yapıldığı anlık mutluluklardan vazgeçebilmeyi öğrenmesi bu gelişimde katkı sağlar. Çocuğunuzun her istediğini yapmayarak onu geri çevirmek onu genel bir kanı olan küçük düşürmek anlamında değildir. 2) Anne ve baba tarafından çocuğa getirilen birtakım sınırlar onu üzmekten çok ona güven duygusu verdiği düşünülmektedir. Böylece ona hayır denmesi çocuğu rahatlatır. İsteğinin yapılmadığı bir anda çocuğun geçireceği kriz öncesi alınan tedbirler ve kararlar çocuğunuza verilecek en iyi işaret olarak kabul edilir. Çocuğunuzun gereksinimlerini anlamak ona herşeyi yapabileceği iznini vermek anlamına gelmemelidir. 3) Eğer çocuğunuz sizi yetişkin bir insandan ziyade arkadaş statüsünde görüyorsa bu çocuğunuzun psikolojik gelişme evreleri konusunda bilinçli olmadığınız anlamına gelmektedir. Çocuğunuzun arkadaş anne babadan ziyade kendi kişiliğini geliştirebileceği güvenebileceği yetişkin ciddi ve anne baba statüsünü koruyan bir anne babaya ihtiyacı vardır. 4) "Yasaklamak yasaktır" kuralı çocuğunuzu ileriki yaşamında karşısında çıkacak olan yasaklara anlam veremez ve hatta dayanamaz hale getirebilir. Ergenlik yaşına geldiğinde bu otoriteyi bulmak için anne ve baba dışında herkeste -polis, öğretmen vb.-ilişkiye ve arayışa geçebilir. Böylece çocuğunuzun istediği her şeyi vermek onun herşeyi yapabileceği sandığı gerçek olmayan bir dünyada büyümesine neden olur. 5) Çocuğunuzun istekleri karşısında sürekli boyun eğmek ve adeta köle haline gelmek varlığınızı zorlaştırır. Hayır demeyi nasıl öğrenebilirsiniz? 1) Çocuğunuzun yaşı ve kişiliğini göz önünda bulundurarak, öncelikle şartsız toplumsal yasaklar---başkalarına zarar verme veya kendine kötülük yapmak gibi- ve her aileye özgü kuralları---yatma saati, yemek yeme, televizyon izleme gibi--- tespit edin ve bunları birbirinden ayırınız. 2) Toplumsal yasaklar konusunda kesin ve tereddütsüz bir biçimde ona yaklaşın ve onu uyarınız. "Kabul etsen de etmesen de bu yasak" ve vurgulayın "Sana daha önce söylediğim gibi bu yasak" gibi. Bu şekilde ona toplumsal yasak konusunda kesin bir durum tespit etmiş ve ona bunu kabul ettirmiş olursunuz. 3) Aile kurallarında ancak uzun vadede uygulayabileceğiniz kuralları seçin ve bu konuda ona bir tavır koyunuz. Fakat bunu çocuğunuzun yaşı ve kişiliğini düşünerek uygulayınız. Eğer bazı şüpheleriniz varsa bir öğretmen ya da çocuk doktorundan tavsiye alınız. 4) Çocuklar bakışlardan etkilenir bu nedenle ona bir kuralı ya da yasağı uygulatmak istediğinizde onunla göz teması kurun ve konuşurken bakışlarınızı ondan ayırmayınız. Otorite bağırmaktan ziyade sert bakışlarla kurulabilir ve çocuk bu sert bakışlardan söz dinlemesi gerektiğini öğrenir. Çocuğunuzun yasaklara karşı olan kızgınlığı sizi etkiliyorsa ne yapmalısınız? 1) Yaklaşık 1,5 ve 3 yaşları arası çocuğunuzun hayır deme dönemidir. Bu dönem her anne ve baba için zorlayıcı ve cesaret kırıcı gibi görünse de bu çocuğun karşı çıkarak kişiliğini oluşturduğu bir dönemdir. Bunun farkına varırsanız bu durumu fazla dramatik hale dönüştürmemenize yardım eder. 2) Herşeyden önce anne ve babalar kendilerine güvenmelidirler. Unutmayın ki anne baba sizsiniz ve kuralları siz koyarsınız. Çocuğunuzun isyankarlığına üçüncü şahısların yardımı olmaksızın tek başınıza meydan okuyabilirsiniz. Bunun için inanmanız gereken sizin çok katı ve fikir değiştirmez bir insan olmadığınız ve diğer inanmanız gereken ise sizin kararınızın doğru olduğunu sonuna kadar savunmanız ve bunu uygulamanızdır. 3) Çocuğunuz size isyankar davrandığında ve öfkelendiğinde ona şu anahtar sözcükleri söyleyebilirsiniz. “Benimle aynı fikirde olduğunu biliyorum ama az önce yaptığın gerçekten kabul edilemez.” 4) Öfkesi ve krizi hala geçmediyse ona kendi çocukluğunuzdan örnekler verin. "Ben de çocukken hatırlıyorum da benim annem babam da…."gibi. Bu şekilde çocuğunuz sizin de bir zamanlar çocuk olduğunuz ve bazı düş kırıklıkları yaşadığınızı anlayacak ve bu onun yumuşamasını sağlayabilecektir. Belki de bu onun durumu daha az dramatik görmesine de neden olabilecektir. 5) Eğer çocuğunuzun öfkesi ve krizi hala devam ediyorsa "senin yüzünden …gibi onu çok suçlayıcı kavramları kullanmadan " Ama biliyorsun ki sen benim çocuğumsun ve ben seni seviyorum" gibi konuşmalar da ortadaki kini ortadan kaldırmaya ve ana baba ilişkisini korumanıza yardım eder. Çocuğunuzla konuşmak için ilk hamleyi daima siz yapın. 6) Onun bitmez tükenmez isteklerine geçit vermeyerek ve bunun sorumluluğunu üzerinize alarak ana baba rolünüzü yerine getirdiğinizi hatırlayarak suçluluk duygusuna asla kapılmayınız.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:37:48 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #35 : Şubat 03, 2008, 08:37:48 ÖS » |
|
Ağız kokusunun çeşitli nedenleri vardır.
Çoğunlukla fena ağız kokusunun sebebi (%90 oranda) ağız içi kaynaklıdır. Diğer sebeb ise mide-barsak yada üst solunum yolu rahatsızlıklarıdır.Bunlara ilaveten özellikle çocuklarda barsak parazitlerine bağlı daha çok sabahleyin gözüken ağız kokusu oluşabilir.Bazı sistemik hastalıklardda da (diabet gibi) fena koku görülmektedir. Ağız içi kaynaklı kokunun sebebleri başlıca; 1-kokulu yiyecekler 2-diş çürüğü 3-periodontal(dişeti ve çevre kemik dokusu)hastalıklar 4-sürekli ağız kuruluğu 5-tütün kullanma 6-yetersiz ağız hijyeni(kötü bakım) Dişhekiminiz size ağız kokusunun sebebinin belirlenmesinde yardımcı olur eğer sebeb ağız içi kaynaklı ise bu sorununuzun giderilmesinde gerekli tedavi planlamasını yapar. Kötü Kokuyu ne/ler yapar Yediğimiz gıdalar solunumumuzu etkiler ,özellikle soğan sarımsak gibi yiyecekler kan dolaşımımıza geçerler,oradan akciğerlere transfer edilir ve nefesimizle dışarı atılır. Diş fırçalama ,dişipi kullanımı ve ağız gargaraları ,sakız çiğneme kokuyu sadece geçici olarak maskeler.Vücut gıdayı elimine edene kadar koku kalır.Diet yapanlarda düzensiz yemek yemeğe bağlı olarak fena ağız kokusu olur. Düzenli ağız bakımı olmazsa,gıda artıkları dişler arasında ,dilin ve dişetlerinin üstünde birikerek ağızda kalır ,belli bir süre sonra kokuya sebeb olur.Pro¤¤¤lerinde iyi temizlenememesi fena kokuya sebeb olur . Periodontal sağlığın bozulduğunun en önemli habercisi de fena ağız kokusudur.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:38:02 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #36 : Şubat 03, 2008, 08:38:02 ÖS » |
|
Baş Ağrısı Beyin kadar başağrıları da tam anlamıyla izah edilebilmiş değil. Buna karşılık ağrı kliniklerine en çok başvuran hastaların başında, başağrısından yakınanlar gelmektedir. Burada sizlere başağrısı konusunda detaylı tıbbi bilgi vermek istemiyorum. Günlük hayatta size yardımcı olabilecek tarzda bazı özet bilgileri tıbbi lisan kullanmadan vermeye çalışacağım. Baş ağrılarını ana hatları ile ikiye ayırabiliriz. BİRİNCİ GRUP Doğrudan beynin hastalanması söz konusudur. Örneğin; beyin tümörleri. Kafa içinde büyüyen tümörler beyine baskı yaparak başağrılarına sebep olurlar. Yine kafa içinde gelişen bazı beyin kanamaları zaman içerisinde büyüyerek beyine bası yapar ve başağrılarına sebep olurlar. Beyin damarlarının ani daralma ve gevşemesi neticesinde Migren adı verilen başağrıları ortaya çıkabilir. Bütün bu sebepler beyinin doğrudan kendi yapısındaki nedeniyle oluşmaktadır. Burada önemli olan bu gruptaki başağrılarının son derece önemli sebeplere bağlı olmasıdır. Teşhis ve tedavi edilmedikleri taktirde hastanın ölümüne kadar varan kötü sonuçlar ortaya çıkabilecektir. İKİNCİ GRUP Bu gurupta beyin sağlamdır. Kafa içinde başağrısı yapacak bir hastalık yoktur. Başağrısı tamamen beyin dışı sebepler bağlıdır. Örneğin HİSTERİK BAŞAĞRILARI.. Tamamen psikolojik, sinirsel nedenlerle meydana gelir. Kas kasılması, yüz, boyun, baş kaslarının aşırı kasılmasına bağlıdır. Yani olay tamamen beyinin organik yapısı dışındadır. Bu nedenle birinci grup kadar riskli değildir. BAŞAĞRISINDA ÖNEMLİ OLAN, ÖNCELİKLE AĞRININ HANGİ GURUBA GİRDİĞİNİ TESPİT ETMEKTİR. Prensip olarak uzun süreli başağrısı olan her hastaya öncelikle bilgisayarlı beyin tomografisi çekilmesini öneriyorum. Başağrısında önemli olan beyinde bir sorun olup olmadığın tespit etmektir. Öncelikle bu tespiti yaparsak hem hekim olarak bizler, hem de hastalar rahatlmış olacaktır. Günlük hayatta da en fazla beyin dışı sebeplerle oluşan başağrıları görülmektedir. Bir örnek vermek gerekirse beyin tümörlerinin görülme sıklığı yüzbinde birdir. Çekilen tomografide beyin tümörü varsa hemen tespit etmek mümkün olacaktır. Böylece, başağrısından şikayet eden hastaların "beynimde tümör mü var ? " sorusunu sürekli olarak düşünmesi ve bunun psikolojik baskısına girmesi engellenmiş olacaktır. Teknoloji bizlere tomografi gibi bir cihazı armağan etmişse bu nimetten faydalanmak akıllıca bir davranış olur. Tomografide kafa içinde yer kaplayan bir oluşum tespit edilmişse hasta derhal beyin cerrahisine teslim edilir ve cerrahi müdahale yapılır. Beyin tomografisi normal çıkan hastalara öncelikle "gözünüz aydın" demek doğru olacaktır. Çünki; başağrıları olsa dahi hayati tehlike getirecek veya bir beyin ameliyatını gerektirecek kadar ağır bir hastalıkları bulunmamaktadır. Bu başağrılarının büyük bir çoğunluğu sinirsel başağrılarıdır. Günlük hayatın sorunları, çeşitli sıkıntılar insanlarda başağrısı şeklinde sonuçlanmaktadır. Bu tür başağrılarında hastalara bazı sinir ilaçları ve ağrı kesiciler vermek mümkündür. Ancak bu asla kesin çözüm değildir. Sinirsel baş ağrılarında doktor hastanın kendisi olmalıdır. Kendi iradesiyle sorunların üstesinden gelip, hayatın iyi yönlerini daha yakından tanımaya başlamaları halinde başağrıları ilaca veya doktora gerek kalmadan kendiliğinden ortadan kalkacaktır. BAŞAĞRISI ÇEKEN HASTALAR HERŞEYİ DOKTORLARDAN VE İLAÇLARDAN BEKLEMEMELİDİRLER. ÖNCELİKLE KİŞİLERİN BAŞAĞRILARINI SORGULAMALARI GEREKMEKTEDİR.Başağrısını başlatan bazı nedenler olabilir. Buna tetik mekanizması denir. Başı ağrıyan kişilerin, ağrı olan günlerinin bir kriterini yapmaları son derece önemlidir. Çünki yediğimiz bazı gıdalar, bazı kimyasal maddeler, içecek maddeleri başağrısını başlatabilirler. Örneğin, fındık, fıstık, çikolata sosis, salam, konserve gıdalar tetik görevini yapabilir. Eğer böyle bir tespit yapılabilirse hasta o gıdalardan uzak durmak suretiyle başağrısının başlamasını engelleyebilir. Özellikle mide problemleri olan olan kişilerde aç kalmak başağrısını başlatan tetik olabilir. Sabah kahvaltısını yapmayan hassas bir kişi sürekli olarak ince yazılara , televizyona vs. bakarsa gözün aşırı yorulması nedeniyle başağrısının mümkün olabilir. İçkiler bazı hassas kişilerde başağrısına neden olabilir. Özellikle mayalı içkiler, bira, şarap, viski vs. aldıktan sonra başağrısı başlayanlar, cinsel birleşme esnasında orgazmdan sonra başağrısı başlayanlar gibi daha birçok sebep sayabiliriz. Enterasandır ki, bazı kişiler şapka taktıklarında veya kafalarını sıkacak herhangi bir eşarp, cihaz vs. kullandılarında başağrıları başlamaktadır. Bir hastam haftasonları şehir dışına gezmeye gittikleri zaman başağrısının tuttuğunu ve gezilerinin haram olduğunu anlatarak başağrısını tedavi etmem için bana müracaat etmişti Uzun zaman başağrısının nedenini anlayamadık. Daha sonra geziye gittikleri zaman detaylı olarak yediklerini, içtiklerini ve yaptığı sıradışı işleri not etmesini söyledim. Haftasonları geziye giderken her seferinde şehrin çıkışındaki benzin istasyonundan benzin aldıktan sonra yolda yemek için bol miktarda fındık aldığını tespit ettik. Daha sonra yaptığımız denemelerde başağrısını başaltan sebebin fındık yemek olduğu tespit edildi. Bir daha fındık yemeyen hastamın başağrısı da otamatik olarak kesildi. Tekrar önemle vurgulamak isterim ki, başağrısı olan kişinin öncelikle bir tomografi çektirip başağrısının beyin dışı sebeplerden ileri geldiğini tespit ettikten sonra dikkatli bir şekilde başağrısının sorgulanması gerekmektedir. Genellikle dikkatli bir inceleme sonunda başağrısını tetikleyen sebep bulunabilir. Sebep bulunduktan sonra öncelikle bu sebeplerden uzak durmak gerekir. BAŞAĞRISI NÖBETİNİZ İÇİN TEDAVİ Genellikle hastalar başağrılarının başlıyacağını bazı öncü belirtilerden anlayabilirler. Başağrısı tam yerleşmeden, başlangıç halindeyken tedaviye başlamak ağrının daha kısa bir sürede bitirilmesini sağlar. Hemen 1 adet ağrı kesici ilacı ve 1 adet sinir ilacını aynı anda alarak, sessiz ve loş bir ortamda gözlerinizi kapatıp, vücudunuzdaki tüm adeleleri serbest bırakacak şekilde 10-15 dakika kadar dinlenin. Eğer ağrı ilk yarım saatte düzelmiyor ve gittikce artıyorsa hemen bir sağlık merkezine gidin ve kalçadan veya damardan bir adet ağrı kesici iğne yaptırın. Şayet bulantınız veya kusmanız varsa kusmayı önleyici bir iğneyi de karıştırıp yaptırın. Böylece başağrınız daha kısa bir sürede sonlanacak ve daha az süre ağrı çekmiş olacaksınız.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:38:17 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #37 : Şubat 03, 2008, 08:38:17 ÖS » |
|
Belleği düzenlemek • Ünlü ruhbilimci Profesor Carl Seashore diyor ki: "Insanlarin cogu, bellek gucu olarak sahip oldugu yetenegin yuzde onundan fazlasini kullanamaz. Yuzde doksanini, bir seyi bellekte tutmakla ilgili dogal yasalara uymayarak harcar. • Animsamanin dagal yasalari bellekte tutulacak seyler hakkinda iyi dusunceler almak, bellekte tutulacak seyleri birbirlerine baglamaktir. • Bellegimizde tutmak istediginiz seyler hakkinda derin, acik izlenimler edinin. Bunun icin: o Dusuncelerinizi bir sey uzerinde derleyip toplayin. Roosvelt'in cok guclu bir bellege sahip olmasinin nedeni buydu. o Bir seyi dikkatle inceleyinve onun hakkinda saglam dusunce edinin. Bir fotograf makinesi sis icinde resim alamaz. Zihin de sisli izlenimleri tutmaz. o Bir sey hakkinda, duygularinizin kaciyla mumkunse, o kadariyla izlenimler edinmeye calisin. Lincoln, belleginde tutmak istedigi her seyi yuksek sesle okurdu. Ve boylece hem gozunu, hem de kulagini kullanarak bellegini guclendirirdi. o Her seyden fazla, gozle edindiginiz bilgilere onem verin. Cunku gozun aldigi seyler bellekte yer eder. Goz ile beyin arasindaki sinirler, kulakla beyin arasindaki sinirlerden yirmi kere buyuktur. Mark Twain, notlar kullandigi zaman, konusmasinin asil noktalarini animsayamiyordu ama notlarini atip konunun noktalarini animsamak icin resim kullanmaya basladigi zaman sorun hallolmustu. • Bellegin ikinci yasasi yinelemektir. Binlerce Müslüman Kur'an'í ezberlemektedir. Ve buna, ancak, yinelemek suretiyle imkan bulunmaktadir. Biz de yineledigimiz her seyi bellegimizde tutabiliriz. Ama bunun icin de su noktalara dikkat etmemiz gerekir: o Bir seyi bellegimizde tutmak icin bir kenara cekilerek onu yineleyip durmayin. Onu bir iki kez yineledikten sonra birakin, sonra baska bir zaman ona bir kere daha donun. Aralikli yinelemeler, zaman harcamaya meydan vermeden, bir cirpida ezberlemek icin harcanacak zamanin yarisinda, istenen seyi ezberlemeye yardim eder. o Bir seyi belleginize koyduktan sonra bu olayi izleyen sekiz saat icinde oldugu gibi otuz gun sonra da onu unuturuz. Onun icin, konusmamizi yapmadan birkac dakika once de notlarinizi birkac kere gozden gecirin. • Bellekle ilgili ucuncu yasa beellekte tutulacak seeyleri birbirlerine baglamaktir. Bir seyi animsamak icin onu baska bir olayla baglamak, animsamayi kolaylastirir. Profesor James der ki:"Zihne gelen her sey, kesinlikle, orada bulunan bir seye kendini baglar. Deneyimleri uzerinde cok dusunen insan, bunlarin birbirleri arasindaki iliskileri kolayca bulur ve boylece en iyi bellek sahiplerinden biri olur." • Bir olayi, zihninizde bulunan diger olaylara baglamak istediginiz zaman, yeni olayi her yonden goz onune alin. Onun icin, yeni bir olay karsisinda kaldiniz mi su sorulari sorun: Nicin boyledir? Nasil boyledir? Ne zaman boyledir? Nerde boyledir? Boyle oldugunu kim soyledi? • Bir yabancinin adini animsamak icin onunla ilgili sorular sorun. Onun adinin nasil hecelendigini, anlaminin ne oldugunu anlamaya calisin. Yabancinin dis gorunusune dikkat edin. Onun adiyla yuzunun sekli arasinda bir iliski bulun. Onun meslegiyle adini birlestiren bir soz uydurun. • Tarihleri animsamak icin onlari aslinda belleginizde tuttugunuz tarihlerle ilgilendirin. Ornegin Kristof Kolomb Amerika'yi 1492'de kesfetti. Bunu belleginizde kolay kolay tutamiyorsaniz Amerika'nin Istanbul'un (1453) fethinden otuzsekiz yil sonra fetholunduggunu ogrenin. O zaman Amerika'nin kesfinin tarihini kolaylikla animsayabilirsiniz. • Konusmanizin en belli basli noktalarini animsamak icin bunlari en mantikli diziye koyunuz. Bu sayede her nokta, size, daha sonraki noktayi animsatir. Sonra, konunun baslarini animsamak icin, "Inek Napolyon'un onunde bir sigara icti!" gibi sacma bir cumle de yapabilirsiniz. • Butun onlemlerinize karsin ne diyeceginizi unutursaniz, kesin bir bozguna ugramamak icin, son cumlenizin son sozlerini sisirebilir ve arada asil konunuza donmek icin zaman kazanabilirsiniz.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:38:40 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #38 : Şubat 03, 2008, 08:38:40 ÖS » |
|
Check-up Nedir ? Hastalıkların,özellikle kronik hastalıkların hemen hepsinin belirtisiz ya da günlük yorgunluk ve sıkıntılara bağlı olduğu düşünülen hafif belirtilerle seyrettiği bir dönem vardır.Organların rezerv kapasitelerinin kullanıldığı bu dönemin sonucunda kalıcı hasar ve rezervin tükenmesi ile birlikte de ağır belirtiler ortaya çıkar.Bu noktadan sonra çözümler çok daha pahalı ve zordur. Daha sonra ortaya çıkacak bir hastalığın ya da var olan riskin erken tanısı, uygulanacak check-up(genel sağlık tarama) programları ile mümkündür. Check-up kimlere uygundur? -Bir spor dalında faaliyet göstermek ya da bir egzersiz programına katılmak isteyenler bu çalışmalara başlamadan önce, -Ailesinde diabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, yüksek kolesterol hikayesi bulunan kişiler, -Sağlıklı yaşamın insanın en değerli varlığı olduğunun bilincinde olan herkes. Check-up programı neleri içermelidir? Check-up programları kişinin yaş grubuna ve cinsiyetine göre düzenlenmiş,glukoz metabolizması, karaciğer fonksiyonu, böbrek fonksiyonu,ürogenital sistem,kalp ve damar sistemi, kemik ve kas sistemi, tiroid fonksiyonu, romatizmal hastalıklar, prostat bezi(erkekler için), mide ve barsak sistemi, hematolijik sistem hakkında bilgi vermek üzere seçilmiş laboratuvar testlerini içerir. Ancak sadece kan ve idrar testleri tüm cins ve yaş grupları için yeterli olmayabilir. EKG,Efor test ve EKO (Ekokardiyografi) ile kardiyak fonksiyon, renkli Doppler Ultrasonografi ile karın içi organlar, tiroid, jinekolojik sistem, mammografi ile meme hastalıkları ile ilgili ayrıntılı bilgiler elde edilebilir. Efor testi (Treadmill egzersiz testi) koroner arter hastlıklarının tanısı yanında spor yapmak isteyen kişilerde efor kapasitesi tayini, efora tansiyon ve nabız cevabının gözlenmesinde de kullanılır. Kadınlar için meme tarama programı (meme ultrasonografi+mammografi) için başlangıç yaşı 35-40'tır. Hasta yüksek risk grubunda ise tarama 10 yıl önce başlamalıdır. Birinci derece akrabalarında(büyükanne,anne,teyze veya kızkardeşlerden)meme kanseri bulunan hastalar yüksek risk grubundadır. Bunun dışında kadınlar ayda en az bir defa kendilerini elle muayene ederek memede kitle varlığını araştırmalıdırlar. Menopozal-postmenapozal dönemdeki kadınların şikayeti olmasa bile rahim ve yumurtalık kanseri taraması amacı ile transvajinal ultrasonografi yapılmalıdır.Transvajinal ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıklar ayrıntılı şekilde incelenebilir. Laboratuvar ve görüntüleme testlerinin yanında hekim muayenesi de Check-up'ın ayrılmaz bir parçasıdır. Hangi aralıklarla Check-up yaptırmalı? Günümüzde herkesin yılda en az bir kez Check-up yaptırması öneriliyor. Check-up uygulamasında sabah aç karına alınan kan ve idrar örneklerinde testler aynı gün çalışılmakta, Ultrasonografi, Mammografi, Efor test ve EKO işlemleri tamamlanıp sonuçlar genel sistemik muayeneniz ile birlikte hekimlerimiz tarafından yorumlanarak gerekli uyarı ve önerilerde bulunulmaktadır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:39:19 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #39 : Şubat 03, 2008, 08:39:19 ÖS » |
|
Cinsellikle Bulaşan Hastalıklar
Cinsel ilişki sırasında bazı hastalık etkenlerinin eşlerden birinden diğerine geçmesi mümkündür. Bunlar arasında belsoğukluğu, frengi, genital herpes (cinsel uçuk), klamidya, AIDS ve bazı hepatit (bulaşıcı sarılık) türleri gibi hastalıklar yer almaktadır. Her hastalıkta tedavi yöntemleri farklı olmakla beraber, korunmada ortak yol cinsel eş seçiminde titiz olmak ve cinsel birleşme sırasında kondom (prezervatif = kaput) kullanmak önemlidir. Başlıca hastalıklar; - Belsoğukluğu - Klamidya - Frengi - Cinsel Uçuk - Cinsel Siğiller - Hepatit - Aids BEL SOĞUKLUĞU.. İdrar yolundan koyu, cerahatli bir akıntının gelmesi, idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma gibi şikayetlerle kendini gösteren belsoğukluğu erkeklerde, ilişkiden 2-14 gün kadar sonra kendini göstermeye başlar. Önce idrar yolunda sızlama ardından ağrılı idrar yapma gibi şikayetler ortaya çıkar. İlk olarak süt kıvamında olan akıntı giderek koyu cerahat görüntüsü alır. Kadınlarda belirtilerin ortaya çıkması 1-3 hafta kadar zaman alabilir. İdrar şikayetleri olabileceği gibi vajinal akıntı ile de kendini gösterebilir. Anal (makat yoluyla) ilişki ile bulaşması halinde anüs bölgesinde ve dışkılama sırasında rahatsızlık hissi duyulur. Oral (ağız yoluyla) seks de bulaşma yolu olabilir. Böyle hallerde boğazda ve bademciklerde kızarma, iltihaplanma, yutkunurken ağrı gibi şikayetler görülebilir. Mikrobun göze bulaşması halinde cerahatli konjonktivit (göz zarı iltihabı) görülebilir. Neisseria gonorrhea adı verilen bir bakteri ile bulaşan belsoğukluğunun tedavisinde antibiyotikler kullanılır. Hastanın ve hastalığın durumuna uygun olarak doktorun belirleyeceği antibiyotikleri yine doktorun belirleyeceği doz ve sürede kullanarak hastalıktan kurtulmak mümkün olabilmektedir. Tedavi geciktirildiği taktirde prostat ve eklemler gibi diğer organlarda kronik iltihaplar yaratabileceği için tedaviye mümkün olduğunca erken başlamak yararlıdır.
KLAMİDYA Klamidya bakterisi gerek kadında ve gerekse erkekte ürogenital sistem (idrar yolu ve üreme sistemi) iltihabına neden olabilir. Vajinal ya da anal ilişki ile bulaşabilir. Belirtiler belsoğukluğundakilere benzemekle birlikte daha hafiftir. Mikroplu salgı bulaşmış ellerin gözlere sürülmesiyle hastalık gözlere de bulaşabilir. Hastalık mikrobu taşıyan annelerin vajinal salgılarının doğum sırasında bebeklerin gözlerine bulaşması, körlüğe kadar götürebilen ciddi iltihaplanmalara yol açar. Özellikle sosyo-ekonomik gelişmesini tamamlamamış ülkelerde en önemli körlük nedeni klamidya enfeksiyonlarıdır. Hastalığın teşhisi için kadınlarda idrar yolu ya da vajinal akıntının tahlili erkeklerde ise idrar yolu akıntılarının ya da meninin tahlili gerekir. Tedavi antibiyotiklerle yapılır, doktorların belirleyeceği cins ve dozdaki antibiyotiği eşlerin birlikte kullanmaları gerekmektedir. FRENGİ Treponema Treponema pallidum adı adı verilen bir cins bakterinin neden olduğu bir hastalıktır. Bir zamanlar çok yaygın olan ve çok sayıda sakatlığa yol açan bir hastalıkken tüm dünyada sistemli olarak uygulanan tedavilerle sayısı önemli ölçüde azaltılmışken, son yıllarda yeniden artma eğilimine girmiştir. Hastalığın mikrobu ciltteki ya da mukozadaki (iç zarlar) çatlak ve sıyrıklardan vücuda girer. Ayrıca mikroplu kanın nakledilmesiyle ve hasta anneden gebelik sırasında bebeğe de bulaşabilir. Hastalık mikrobu alındıktan 10 ila 40 gün içinde, mikrobun giriş yerinde ağrısız yaralar görülür. Bu yarayla bağlantılı lenf düğümlerinde de büyüme görülür. Bu yara bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. Bu süre içinde hastalık ilerlemektedir. İlk belirtilerin görüldüğü birinci devrenin kaybolmasından 1 hafta ile 6 aylık bir zaman sonra, vücutta kırmızı lekeler halinde döküntü belirir. Bazen ağızda, boğazda, genital bölgede veya anüste yara belirir. Bu safhada grip veya benzeri hastalıklarda da görüldüğü gibi baş, vücut ağrısı ve kırgınlık belirtileri görülür. İkinci devre denilen bu dönem, hastalığın en bulaşıcı olduğu dönemdir. Gerek kan ve gerekse deri ve içzarlardaki yaralar çok miktarda mikrop taşırlar. Birinci ve ikinci devrede hastalığın teşhisi kan tahlili yoluyla yapılabilir. Ayrıca yaralardaki sızıntının incelenmesiyle de hastalık etkeni olan mikrobu görmek mümkündür. Bu devrelerde hastalık öncelikle penisilin olmak üzere antibiyotiklerle tedavi edilir. Tedavi edilmediği taktirde hastalık gizli bir döneme girer, ancak ilerlemesini de sürdürür. Bu gizli dönemde de bulaştırıcılık devam eder. Uzunca bir süre sonra hastalık üçüncü devre ile ortaya çıkar. Bu dönemde enfeksiyon bütün vücudu sarmıştır. Aralarında kemiklerin, kalbin ve beynin de yer aldığı bütün organlar hastalıktan zarar görür. Hastalık kalıcı sakatlıklar bırakabildiği gibi tedavi edilmezse öldürücü de olabilmektedir. CİNSEL UÇUK Cinsel uçuk ya da genital herpes adıyla adlandırılan bu hastalık herpes simplex virüsüne bağlı olarak gelişir. Mikrobun giriş yerinde önceleri kaşıntı, sonra yanma hissi, sonra ağrı ve ardından bu bölgede su toplamaları tarzında yaralar görülür. Daha sonra bu kısımlarda ülser görünümünde yaralar yer alır. Ülser oluştuktan sonra bu yaralar kabuk bağlar ve 3-4 gün sonra iyileşmeye başlar. Bu sırada yaranın çıktığı yerle bağlantılı olan lenf düğümünde ağrılı büyüme görülür. Özellikle yara alanının geniş olduğu durumlarda grip gibi belirtiler görülebilir. Hastalık vücut direncinin düştüğü anlarda ataklar yapar. Ataklar sırasında asiklovir içeren ilaçların kullanılması hastalığın iyileşmesini hızlandırır. CİNSEL SİĞİLLER Vücudun diğer kısımlarında oluşan siğillere benzeyen bu siğiller cinsel organların çeşitli kısımlarında yer alır. Papilloma virüs adı verilen bir virüs nedeniyle ve cinsel ilişkiyle bulaşır. Tehlikeli olmamakla birlikte rahim ağzında oluştuğunda, kanser oluşumunu riskini arttırıcı etki gösterebilir. Tedavisi bulunduğu yere göre farklılıklar gösterir. Bazen üzerine ilaç sürülmesi, bazen dokuların dondurulması bazen de lazer yardımıyla hasta dokuların çıkarılması şeklinde tedaviler uygulanmaktadır. HEPATİT Bulaşıcı sarılık ya da infeksiyöz hepatit olarak da bilinen bu hastalıkta, hastalık etken olan virüs vücuda girdikten bir süre sonra karaciğerde iltihaplanmaya yol açar. Bu sırada yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, baş ve yaygın vücut ağrısı, bulantı, kusma gibi şikayetler görülür. Hastalık belirli bir aşamaya geldiğinde karaciğerin safra işleme yeteneği bozulduğu için, safra vücutta birikerek ciltte ve göz aklarında sararma görülebilir. Hastalık bazen farkına varılamayacak kadar hafif belirtilerle seyredebilirken bazen ölüme neden olabilecek kadar tehlikeli boyuta ulaşabilir. Hastalık belirtilerinin kaybolması karaciğerin iyileştiği anlamına gelmez. Bu iyileşme süreci birkaç ay olabileceği gibi hastalığın hiç iyileşmeyip kronik bir hal alması hali de görülebilir. Kronik hepatitler ise siroza ya da karaciğer kanserine varan tablolara dönüşebilir. İnfeksiyöz hepatitler, hastalığa yol açan virüsün cinsine bağlı olarak farklı türlerde kendini gösterebilir. Bu türler A, B, C, D, E gibi harflerle ayrılırlar. Hepatitin sık görülen tiplerinden A, daha çok sindirim kanalından, mikroplu yiyecek ve içeceklerle bulaşırken, B ve C tipleri kan ve vücut salgıları yoluyla bulaşır. Bu nedenle B ve C tipi hepatitler cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında yer almaktadır. AIDS Edinilmiş bağışıklık eksikliği sendromu kelimelerinin İngilizce karşılıklarının ilk harflerinden oluşturulmuş bir isimdir. HIV olarak adlandırılan virüslerle oluşan bir hastalık tablosudur. Virüsler insanda bağışıklığı sağlayan T hücrelerinin içine girerek onların ölümüne neden olur. Bağışıklık azaldığı için de fırsatçı başka infeksiyonların oluşması engellenemez. Bu nedenlerle hastalarda yorgunluk, lenf düğümlerinde şişlik , uzun süren ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, deride leke şeklinde döküntüler, nefes darlığı, sürekli ishal, ağızda mantar hastalığı ve sıklıkla ortaya çıkan zatürre gibi fırsatçı infeksiyonlar gibi değişik belirtiler görülür. Hastalık etkeni virüsler kan ve meni ve vajina salgısı gibi vücut sıvılarında bulunur. Kan veya kandan üretilmiş ürünlerin nakli ile bulaşabildiği gibi, virüs taşıyan salgıların deri ve iç zarlardaki çatlak sıyrık gibi kısımlara temasıyla bulaşabilir. Hastalık etkeni virüs vücut dışında uzun süre yaşayamadığı için günlük yaşam içinde hastalık bulaşma riski bulunmamaktadır Hastalığın tedavisinde sürekli olarak yeni ilaçlar geliştirilmekle birlikte beraber henüz kesin tedavi bulunamamıştır. Hastalıktan korunmada etkili aşı geliştirilme yolunda sürekli adımlar atılmakta ve sonuçlanma aşamasına gelinmektedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:39:33 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #40 : Şubat 03, 2008, 08:39:33 ÖS » |
|
Demans Nedir, Demanslı Kime Denir Kişide ilerleyen yaş ile , beyindeki bir takım değişmeler sonrası oluşan bellekte bozulma (yakın döneme ait hafızada güçlükler) yanısıra, konuşma, söylenen şeyleri ya da daha önce bilinen şeyleri yapamama, çevresindeki eşya ve varlıkları tanıyamama; hesaplama, plan yapma, yürütme, sorunları çözme, davranışları yeri geldiğinde sonlandırabilme, uygun yargıda bulunma gibi daha çok beynin frontal bölgesine ait becerilerde kayıplar ile kendini gösteren ilerleyici bir rahatsızlıktır. Hangi yaş grubunda , ne oranda görülmektedir? 65 yaş üzerindeki grubun % 2-4'ünde, 85 yaş üzerinde ise % 20 oranında görülmektedir Bu duruma neden olan rahatsızlıklar Yaklaşık olarak % 60 kadarı Alzheimer dediğimiz rahatsızlıktan dolayı,%10-20'si beyin damar hastalıkları ve tıkanmaları, tekrarlayan felçlerden ötürü, % 10'u alkole bağlı, geri kalanı ise travma,ilaç zehirlenmeleri, kafa içindeki tümörler, abse ve diğer vücut hastalıkları (bazı vitamin eksiklikleri, tiroid, paratiroid ,böbrek üstü bezleri, karaciğer, böbrek, hipofiz hastalıkları gibi) sonrası oluşmaktadır Riski arttıran etkenler: İlerleyen yaş (özellikle 75 yaş üzeri), Alzheimer tipinde yakın akrabalarda risk artmaktadır. Damarsal tipte ise yüksek tansiyon, kalp-kapak hastalıkları,beslenme yetersizlikleri riski yükseltmektedir Alzheimer tipi rahatsızlık neden olmaktadır? Beyinde bulunan sinir hücrelerinin kaybı , bunların yerini iş görmeye uygun olmayan maddelerin alması ve sinir hücreleri arasındaki ilişkiyi sağlayan maddelerin üretiminde azalma olması ön planda düşünülmektedir. Bulaşıcı değildir. Daha nadiren 50'li yaşlarda da görülmektedir. Çok yavaş, sinsi bir seyir izlemektedir. Demanslı Bir Hastaya Yapabileceğiniz Yardımlar: İlk olarak hastanın tek başına yaşamaması gerekmektedir. Yanında yakınları kalmıyorsa, hiç değilse bir bakıcı bulunmalıdır. Bu kişi de hastalık konusunda bilgilendirilmeli ve karşılaşılabilecek tehlikeler konusunda uyarılmalıdır. Hasta ile iletişim en üst düzeyde sağlanmalıdır. Olabildiğince konuşmaya, kendi düşünce ve hislerini anlatmaya çalışılmalıdır.Hasta yapamadıkları ya da farklılıkları nedeniyle yargılanmamalıdır. Kendisinin yapabilecekleri işleri yapmaları yönünde desteklenmelidirler. Onun her işini sizin yapmanız uygun bir davranış değildir. Yemesi, içmesi, uyuması,tuvalet alışkanlıkları, ilaçlarının alımı belirli bir düzen içinde olmalıdır. Olabilecek değişikliklerde erken müdahale etmek gerekmektedir. Hastanın bulunduğu mekan,odası, eşyaları, giysilerinde değişiklikler yapılmamalı, hasta kendini alışık olduğu düzen içinde yaşamalıdır.
Akşamları idrar kaçırmayı önlemek için ilaç kullanımı öncesinde, tuvalete daha çok gitmeyi sağlama, akşam idrarını çoğaltacak bazı maddelerden (çay ,meşrubat,idrar söktürücü gibi) kaçınılmalıdır. Alkol,,kahve sinirliliği arttırıp, münakaşalara yol açabileceğinden ,alımları engellenmelidir. Kendisi ile tartışılmamalı, azarlanmamalı , yapamayacağı şeyler istenmemelidir. Yürümesini kolaylaştıracak yürüteçlerin kullanımı teşvik edilmeli, hızlı yürüme yerine sakin ,önüne bakar şekilde dikkatli yürümesi sağlanmalıdır. Uykusu için ilaç başlanmadan önce gündüz uykusunun önlenmesi, yatağını sadece gece kullanması, aynı saatte yatağa girme ve gündüz hareket miktarını arttırma, gece sıvı alımının azaltılması uygundur. Varsanı ve sanrıları oluyorsa, zıtlaşmayın,onunla konuşacak başka şeyler bulun. Alınmayın, kızmayın ,onun gönlünü almaya çalışın. Yanıcı,keskin parçaları olan ev-mutfak gereçlerini evden uzaklaştırın. Sıcak-soğuk hissi yaşla birlikte kaybolduğu için banyosunun suyunu siz ayarlayın. Pencereler, balkon ve merdivenler yanına, düşmeye engel olacak trabzanlar yerleştirebilirsiniz. Tüm bunları sağlama imkanına sahip değilseniz, bir bakımevine başvurmak idealdir. Bulunacağı ortamdaki benzer özellikteki yaşıtları ile daha hoşça vakit de geçirebilir. Bu durum utanılacak bir şey değil, bilakis kişinin daha sosyal bir yaşantı sürmesine olanak sağlayabilmektedir. Dikkat Edilecek Noktalar Eve giren çıkan kişilerin çok sayıda olması hasta için zararlıdır. Kişi aşırı gürültü, çok parlak renkli ışıklardan korunmalıdır. Her şey hastayı dinlendirecek ve hoş bir şekilde dikkatini çekecek özellikte olmalıdır. Ev eşyaları düşmeyi,kazaları ve yaralanmayı önleyecek özelliklerde olmalı, keskin şeylere dikkat edilmeli, yere sağlam oturan özelliklerde olmalı, zemini kayganlaştırıp, düşmelere yol açabilecek malzemelerden kaçınılmalı, eşyalar rahat hareket edecek, dolaşmaya engel olmayacak şekilde düzenlenmelidir. Evden tek başına dışarıya gitmeler, kaza ve kaybolmalara yol açabileceğinden bakım verenlerin dikkat etmesi sağlanmalıdır.
Görme keskinliği azaldığı için kazaları ya da eşya ve gölgeleri yanlış değerlendirmeyi (illüzyon) önlemek amacı ile oda iyi aydınlatılmalıdır. Kişinin daha önce severek kullandığı bir takım ufak eşyaları (saat, kalem,tespih, ruj, parfüm, çanta gibi) yanında olmalı, sevdiği ve anılarını tazeleyebileceği ,konuşma olanağı yaratabilecek albüm,resimlikler göz önünde bulunmalıdır. Geçmişte yapıp zevk aldığı hobi ve alışkanlıklarını ( bahçe ile uğraşma, çok yormayan sporlar, resim, elişi, koleksiyonculuk, ufak tefek tamiratlar, şarki söyleme , film seyretme gibi) sürdürmeye özendirilmelidir
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Şubat 03, 2008, 08:39:50 ÖS |
|
|
 |
« Yanıtla #41 : Şubat 03, 2008, 08:39:50 ÖS » |
|
Deprem ve Ruh Sağlığı
DE | | |