İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi

Ekim 11, 2008, 11:33:30 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.


Check Google Page Rank

 
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt Etiket




Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi
Cevaplar 1
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 9 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 593
Önceki Önceki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Kasım 02, 2007, 09:35:34 ÖÖ
C3LL0C4N


█ T U R K 3 Y ! F █



*


Üye No : 2257

Cinsiyet : Bay

Nerden : Farkeder mi ?

Konu  :
1480

Mesaj : 3015

Prestij : 2154
Bul Damarımı Bas İlacı Dindir Acımı..
Offline
« : Kasım 02, 2007, 09:35:34 ÖÖ »

Müslümanların İstanbul’u fetih arzularıçok erken tarihlerde başlamış idi. Hicri 52, miladi 672 yılında Hz.Muhammed’in mihmandarı olan Ebu Eyyub el- Ensari ile ile başlayan fetihhareketi, ancak onuncusunda yani Fatih Sultan Mehmed’in Bizans’agiriştiği son hamle ile neticelenecek, İstanbul Müslüman ordularına,Osmanlı askerine kapılarını açacaktır[1]. Bir kısım kaynaklarEmevilerle Abbasiler’in H.34/655-H.169/785 tarihleri arasındaİstanbul’a beş sefer düzenledikleri, Osmanlıların ise, İstanbul’u yedikere muhasara ettikleri ve yedincisinde fethettikleri kayıtlıdır[2].Fatih’in Ayasofya ile ilgili en eski vakfiyelerinden birinde “nicemelikler bu işe el uzattılar. Her birinin zafere ulaşamadan geridöndükleri rivayet olunmaktadır. Kuvvet ve azamet sahibi eski sultanlarve meliklerden 63 kişi bu beldeyi feth için çok miktarda askertopladılar. Muhkem ve büyük kuvvetlerle geldiler. Kuşatıp zorla elegeçirmek ve halkını esir etmek isteğiyle harb ettiler ise de..verdikleri zayiatla birlikte geri çekildiler”. Kaydı ile vu konuyaişaret edilir [3].

Son Bizans imparatorunun (XI. Konstantinos) ne cesareti, ne de enerjisidevleti yıkılmaktan kurtaramayacaktı. Fatih Sultan Mehmet, babası II.Murad’ın vefatından sonra (Şubat 1451) Bizans’ın son saatleri deyaklaşmış idi. Zira Bizans’a ait olan İstanbul, Osmanlı arazisinin tamkalbinde yer alıyor, Osmanlıların Anadolu ve Avrupa’daki topraklarınıbirbirinden ayırıyordu. Bu yabancı unsuru ortadan kaldırmak ve teşekkületmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’na İstanbul ile sağlam bir devletmerkezi hediye etmek genç sultanın ilk hedefi idi. Tükenmez bir enerjive büyük bir ihtiyat ve itina ile Bizans İmparatorluğu’nun başşehrininfethi için hazırlandı. Boğaziçi’nde, şehrin hemen dibinde RumeliHisarı’nı inşa etti[4].

O devirde Bizans mezhep kavgaları ile meşgul idi. İstanbul’un sukutedeceği bilindiği halde, mezhep ihtilafı sönmemişti. Bizans Tarihiyazarı Dukas, söz konusu mücadele hakkında şu çarpıcı beyanlardabulunuyor;

“Mezhep kavgaları da nihayet bulmadı. Salâhiyetli ruhanilerin buhususta takındıkları tavır zikre değer. Mesela günahlarını itiraf içinbunlara müracaat eden hristiyanları, daha evvel katolik papazlarındanHz. İsa’nın kanını ve cesedini temsil eden ekmek ve şarabı alıpalmadıklarını, birleşme taraftarı bir papazın icra eylediği ruhaniayinde bulunup bulunmadıklarını soruyorlardı. Şayet böyle bir hal vakiolmuş ise, bu husustaki kilise kanunları şiddetli ve manevi cezası ağıridi. Adet olduğu üzere kilise kanunlarına uyarak mukaddes ekmek veşarabı almağa hak kazanan kimse, birleşme taraftarı papazlara müracaatetmezse, onlar tarafından ağır manevi cezaya müstahak olurdu. Birleşmetaraftarı papazlar Ortodoksluk taraftarı olan papazlar hakkındabunların papaz olmadıklarını, takdim ettikleri şeylerin sahih ve hakikiolmadıklarını söylüyorlardı. Ortodoks papazlar, bir cenazeye veya birölünün ruhunun istirahatı için yapılan ayine davet olunduğu zaman, bumerasimlerde birleşme taraftarı bir papaz görününce, Ortodoks papazhemen ruhani elbisesini çıkarır ve yangından kaçar gibi oradanuzaklaşırdı. Büyük kilise (Ayasofya) şeytanların ilticagahı veputperestlerin mabedi telakki ediliyordu. Nerede o mumlar, nerede okandillerdeki yağlar ? Her şey zulmet içinde, hiç müteessir olmuyordu,mukaddes mâbed viran bir hal almıştı. Bu hal, şehir halkının dinihükümlere muhalefet ve tecavüzleri dolayısıyla, bir müddet sonramâbedin düşeceği harap vaziyeti daha evvelden gösteriyordu. Genadiosise, hücresinde va’z ediyor ve birleşmeğe taraftar olanları tel’inediyordu”[5].

Dukas devamla diyor ki; Genadios her gün birleşme taraftarları aleyhinevaz etmekten ve yazılar yazmaktan geri kalmıyordu….Senatodan baş amiralbüyük duka, Genadios ile hem fikirdi ve işbirliği yapıyorlardı.İstanbul’un aleyhine toplanmış olan sayısız Türk askerlerini görenhalka hitaben bu büyük duka Latinler aleyhine şunları söylemeğe cesaretetti; İstanbul’un içinde Türk sarığını görmek, Latin serpuşunugörmekten daha iyidir[6]. Dukas’ın büyük duka dediği şahıs BizansDevleti’nin en saygın kişilerinden Leon Notaras idi[7].

Ayasofya’ya mağara ve rafizilerin mezbahı adı veriliyor, içindekiliselerin birleşmesi taraftarları olanlar tarafından ruhani ayin icraolunduğundan kirlenmemek için Dukas’a göre hiçbir Bizanslı bu mâbedegirmiyordu[8].

Bizans, ahlaki bakımdan da tamamen çökmüştü. Bu durum karşısındaİstanbul’un müdafaası doğudaki ticari menfaatlerini kaybetme korkusuiçinde bulunan Latinlere bırakılmıştı.

Tahta çıkınca ilk işinin İstanbul’un fethi olacağı şayiası dahaşehzadeliği zamanından beri duyulan Fatih tahta çıkınca Bizanslılarderin bir teessüre kapılmışlar, son Bizans imparatoru KonstantinosDragasis, hristiyanlık namına Papa Beşinci Nicolas (Nikola)’dan imdatdilemiş, hatta asırlardır birbirine düşman olan İstanbul ve Romakiliselerinin birleştirilmesine bile razı olmuştur. Batılı kaynaklardagöre papa İstanbul’a yardım kuvvetleri yerine iki mezhebi birleştirecekbir kardinalden başka bir şey göndermemiş olmakla tenkit edilir. AslenSelanikli veyahut Moralı bir Rum olduğu rivayet edilen kardinal İsidore(İzidor) büyük bir gemiye iki yüz İtalyan askeri doldurarak İstanbul’agelmiş, 30 Zilkade 856 /12 Ocak 1452 (12 Aralık 1452 bk Ostrogorsky, s.523) günü Ayasofya kilisesinde imparatorla devlet erkanı da hazırbulunduğu halde büyük bir ayin yaparak Rum patriği Grigorios Mammas’laberaber Ortodoks ve Katolik mezheplerinin birleştirildiğini ilanetmiştir. Mezheplerine vatanlarından çok fazla bağlı olan Bizanslılarimparatorun bu faaliyetini küfür saymışlar ve İstanbul sokaklarında Türk sarığı görmeyi kardinal şapkası görmeye tercih ettiklerinikonuşmaya başlamışlardır. Bizans imparatoru Avrupa katolikliğinegösterdiği fedakarlığın karşılığını görememiş, hemen hiçbir yardımalamamış, netice itibariyle kendi tebaası arasına bir tefrika sokmuş yada mevcut olan bir tefrikayı alevlendirmiştir. İmparator bu buhraniçinde yapabildiği tek şey surları onarmak, Adaları tahkim etmek veşehre erzak yığmak olmuştur[9].

Dukas’ın anlattıklarına bakılırsa, İstanbul’un fethinin yaklaştığını veşehrin düşeceğini anlayan yerli halk, bütün kadın ve erkekler, rahip verahibeler Büyük Kilise’ye yani Ayasofya’ya sığınmışlar, ilticaetmişlerdi. Bunun sebebi şu idi; Çok seneden beri şehir halkına bazıyalancı falcılar istikbalde şehrin Türklere teslim olunacağını, buTürklerin askeri kuvvetle şehre gireceklerini, Bizanslılarıkeseceklerini ve Türklerin bu yürüyüşlerinin büyük Konstantin’insütununa (Çemberlitaş) kadar varacağını, ondan sonra gökten bir meleğinelinde kılıç olarak ineceğini ve bu melek, sütunun yanında bulunacakolan ismi meçhul sadedil ve fakir bir adama imparatorluğu ve kılıcıvererek ona; Bu kılıcı al ve Allah’ın kavminin intikamını aldiyeceğini, o zaman Türklerin geri gideceklerini, Bizanslıların bunlarıtakip ve telef edeceklerini, bunların şehirden, garptan ve şarkyerlerinden İran hudutlarında bulunan bir yere kadar kovulacaklarınısöylüyorlardı. Bazı kimseler yukarıda bahsedilenlere inanarak bunlarınvaki olacağı kanaatiyle koşuyorlar ve başkalarını da koşmağa teşvikediyorlardı. Bunların kanaati böyleydi ve bugün vuku bulmakta olanhadiseler, esasen çok seneden beri kafalarında yer etmişti. YaniStavros (Çemberlitaş) sütununu geçecek olursak, gelecek felaketiatlatırız diyorlardı. İşte bu sebepten halk Ayasofya’ya sığınıyordu.Bir saat içinde o muazzam mâbed tamamıyla erkek ve kadınlarla dolmuşidi. Mâbedin alt ve üst katları, avluları ve her bir yeri sayısız halktarafından işgal edilmişti. Mâbed dolduktan sonra, içerdekiler kapılarıkapadılar; kurtuluşlarını mâbedin kerametinden bekliyorlardı[10].

İstanbul’un fethinden bir gün önce Ayasofya’da imparatorun, bütündevlet ve saray erkanının göz yaşlarıyla katıldığı büyük bir ayinyapılır. Bu Ayasofya’da yapılan son ayindir. Ayrıca sokaklardanpapazların idare ettiği ayin alayları geçirilmiş, bütün halk bualaylara katılmış, İstanbul’un içi “Kyrie eleison” yani Ya Rabbi bizemerhamet et dualarıyla çınlamış, kadın ve çocukların vaveylaları içindeyoluna devam eden alay surlara kadar ilerleyerek Bizans’ın sontahkimatını takdis etmişlerdir. İmparator, Bizanslıları mukavemeteteşvik eden son nutkunda Şarki Roma’nın uzun bir inhitatahlaksızlığından sonra bu akıbete layık olduğunu belirten “eğer butavsiyelerime riayet edecek olursanız Allah’ın bize yolladığı haklıcezadan belki kurtuluruz” sözünü ifade etmiştir[11].

Türkler İstanbul’u zaptettikleri zaman (29 mayıs 1453) müdafaasızhalk kiliseye sığınmıştı. Halk şu inancı taşıyordu; Türkler BüyükKonstantin sütununun yanına kadar geldiklerinde gökte bir melek zuhuredecek ve bunu gören Türkler bir daha dönmemek üzere Asya’da kivatanlarına (İran sınırı) çekileceklerdi. Fakat Türkler gelmişlermabedin kapılarını açarak içeri girmişler ve orada korkudan birbiriüstüne yığılmış olan erkek ve kadınları esir etmişlerdir[12]. Buradacebren içeri girmek mecburiyetinde kalan Türk askerleri hiç kimseninhayatına dokunmamış ve yalnız esir almakla yetinmişlerdir. Türk ordusudeğil Ayasofya’ya sığınanları öldürmek, İstanbul’a girdiği vakitFernand Grenard’ın ifadesiyle yalnız silahla mukavemet gösterenleri vevaziyetleri şüpheli görülenleri öldürmüşler, mütebakisini esiretmişlerdir. Bizans Rumları katliama maruz kalmamıştır[13]. HayrullahEfendi tarihinde “şehir içine girildikten başka imparatorun ölümühaberi duyulunca asker ve halktan bir çoğu Venedik gemilerine binipkaçmak için Samatya, Ahırkapı ve Kadırga Limanı taraflarınakoştuklarından diğer taraflarda az kimse kalmıştı. Bundan başkaahalinin çoğu kiliselere kapandığından çok can kaybı olmadığını, birçoğunun da savaş esiri olarak sağ yakalandıklarından iki bin kişidenfazla insanın ölmediğini..” belirtir[14].

Kapılarını kırıp Ayasofya’ya giren Fatih’in askerlerinin yaptıklarınıabartılı bir şekilde anlatan Dukas, mâbedin içinde hiçbir şeybırakmadılar der[15]. Daha sonra Hammer, Lamartine, Kont Segür, DimitriKantemir ve benzeri Avrupa tarihçileri ve yazarları da taassubadayanan, gerçek dışı saldırılarda bulunmuşlar, okuyucularınıyanıltmışlardır[16]. Ayasofya da dahil sanat ve kültür eserlerinitahrip edenler Türkler değil, bir kısım batılı kaynakların da teslimettiği gibi, Türklerden iki buçuk asır önce İstanbul’u Bizanslılardanzaptetmiş olan Avrupa Haçlılarıdır. Şurası unutulmamalıdır ki,Osmanlılar Ayasofya’nın çan kulesini bile yıkmamışlardır[17]. 1847-1849yılları arasında gerçekleşen tamirde İsviçreli mimarlar Bizans devrimozayiklerinin hâlâ çok iyi durumda olduğunu görmüşlerdi. Eğer Türklertahripkar davransaydı mozayiklerden eser bile kalmazdı[18]. Rusmüelliflerinden Uspenski sanat ve kültür eserlerine karşı MüslümanTürklerin 1204 Haçlılarından bin kat insaflı ve insanca davranmışolduklarını söyler. Bir çok batılı tarihçi de Müslümanların Kudüs’egirdiklerinde orada ki Hristiyanlara, kendilerini İsa’nın askerlerisayan İstanbul’u talan eden bu adamlardan daha bir insancadavrandıklarını yazarlar. Ortaçağda yaşamış Fransız tarihçiVillehardouin 1204 Haçlı yağmasını “Dünya yaratıldı yaratılalı birkentten bu kadar çok ganimet kazanılmamıştır” diye anlatır. Zaten harapve perişan bir halde olan İstanbul’u alan Fatih, derhal imarfaaliyetlerine başlamıştır. Türk fethi Bizansı yıkmış ama İstanbul’ukurtarmıştır[19]. Tarih-i Ebu’l-Feth yazarı Tursun Bey eserindeİstanbul daru’l-eman oldu, Fatih Ayasofya’ya geldiğinde “bu binay-ıhasînün tevabi ve levahıkın harab u yebab gördi” der ve Ayasofya’yı vesurları onardığını belirtir[20].

Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet adlı eserinde 1204 yılındaki Latinyağmasına değinirken barbarlarınkinden çok daha korkunç katliâma veyağmaya giriştiklerini, yüzyıllardır biriktirilen defineler, hazineleryağmalandığını; kiliseler, manastırlar, evler, soyulup soğanaçevrildiğini; Ayasofya’nın tamamen soyulup boşaltıldığını; kutsalvazolar içki kadehleri olarak kullanıldığını, mihrabı yaktıklarını,kilisede değer taşıyan ne varsa parça parça edip aralarındapaylaştıklarını, aldıkları bu değerli eşyayı yüklemek için atlarını vekatırlarını kilisenin içine kadar getridiklerini, hayvanlar gibidavranıp bütün kadın ve kızların, rahibelerin ırzına geçtiklerinibelirtir[21].

Sadece Ayasofya’da bile her asırda bir Türk eseri buluyoruz. Herdevirde camiiye bir Türk eseri katılmıştır. Müştemilatıyla binayı buzaviyeden değerlendirdiğimizde Türk eserleri yarıdan fazlayı bulur.Süheyl Ünver, Ayasofya’nın pek çabuk olarak medresesi ile, türbeleriile ve Mahmud I in kurduğu pek zarif kütüphanesi ile, mahfelleri ile,şadırvanıyla, sebiliyle, ilk mektebi ile muvakkıthanesi ile en mühimİslami sitelerimizden biri olmuştur der[22].

Türklerin Ayasofya’ya girişlerine şahit olanlardan hiç biri sonralarıçıkan rivayetlerde olduğu gibi, o vakit bir katl-i âmdan ve mabedekarşı bir hürmetsizlik ve tecavüz yapıldığından bahsetmezler[23]. Bumüfterilerden biri olan ve Ayasofya’nın minarelerinin yıktırılmasını,Rusların İstanbul’u alıp haçı dikmesini hararetle savunan muasırtarihçilerden Schlumberger hiçbir kaynak göstermeden Ayasofya içindebile katliam olduğunu belirtir[24].

Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet adlı eserinde, öyle görünüyor ki büyükkilisede çok az kan döküldü. Türkler orada bulunanları tutuklayıpsonradan köle yapmakla yetindiler der. Yine aynı yazar Fatih’in akşamsivillerin tutuklanmasının durdurulmasını ve yağmalamaya sonverilmesini emrettiğini, orduya mensup her kişiye, her askere kenthalkını, kadınları ve çocukları öldürmeyi veya köle almayı da bunlarakarşı kötü davranılmasını yasaklıyorum. Bu emre karşı gelen herkesöldürülecektir dediğini nakleder[25]. Osmanlılar merhametli davranmayıkan dökmeye tercih etmişlerdir. Ayasofya sahasını hiçbir katl veya idamlekesi kirletmemiştir[26]. Voltaire, İstanbul’un zabtı sırasında bazıtarihçiler tarafından Osmanlılar tarafından ahaliye karşı yapıldığıbelirtilen saldırıları ve bu saldırılara karşı gösterildiği rivayetedilen salabet ve hoşgörüyü reddetmiştir[27]. Lamartine bütünsaldırıları ile beraber şu gerçeği aktarmadan geçememiştir. Ünlütarihçi Phranzes’den naklen şöyle diyor; ...rahibelerin, annelerindenayrı düşmüş çocukların, kendi çocuklarından ayrılmış annelerin feryatve figanlarını merhamet gözüyle gören Osmanlılar bu hazin durumaüzülüyorlardı[28].

Fatih, umumiyetle rivayet olunduğu gibi, at üzerinde değil, fakat yayaolarak kiliseye girmiş ve müezzine ezan okutarak maiyeti ile berabernamaz kılmıştır[29]. Maalesef ünlü ressam Delacroix, Paris LouvreMüzesinde bulunan Fatih’in Ayasofya’ya girişini temsil eden tablosundasultanı atıyla mabede girer gibi göstermiştir. Hata etmiştir. FatihAyasofya’ya girince secde-i şükrana kapanmış, iki rekat namaz kılmış,ilk ezanın da bu sırada okunduğu rivayet edilmiştir[30].

Fatih düzenlenen tören alayı ile şehre girince kuvvetli rivayete göredoğruca Ayasofya’ya gitmiştir. Tursun Bey, Ayasofya nam kiliseyigörmeye rağbet etti der. Müverrih Âlî, “Fatih’in hemen şehregirmesindeki isticali Ayasofya nam kenise-i azimeyi mâbed-i ehl-i İslametmeğe mütehâlik” olduğunu söylüyor ve devamla mâbed-i kadime doğruyöneldiklerini belirtiyor. Osmanlı Türklerinde bir gelenek olarak devameden, asırlardır tatbik edilen bir kural vardır. Bu kural bir memleketveya kale fethedildiği vakit ordu içeriye girip burçlara bayrakçekerken surların üstünde ezan sesleri yükselir ve şehrin en büyükkilisesi derhal camiye tahvil edildikten sonra ilk Cuma namazı bu ilkcamiide kılınırdı. Bu tarihi ve milli an’ane gereği Fatih vakitgeçirmeden Ayasofya’yı camiiye tahvil etmek gayesiyle Ayasofya’yayönelmiştir. Fatih buraya gelince atından inerek yaya olarak içeriyegirmiştir. Burada belirtmek gerekir ki Fatih at üzerinde değil yayaolarak mâbede girmiştir. Fatih mâbedin azametini görünce hayrankalmıştır. O sırada bir Türk askerinin mabedin mermerlerinden birisinikırmakta olduğunu görünce Fatih, bu tahribatı neden yaptığını sormuş, oasker de din için yaptığını söylemiştir. Fatih bu askerin tahribatınamani olmuş, askeri yakın koruma dışarı çıkarmıştır. Fatih burada“servet ve esirler size yeter, şehrin binaları bana aittir” der[31].

Yanında bulunan bazı İtalyan ve Rumlar’ın rivayetine göre Fatih,mozaiklerin sökülmesi teşebbüsünde bulunan mimarlara hitaben; “Durunuz!Bu mozaik resimleri günaha sebep olmamaları için bir kireç tabakasıylaörtmekle yetininiz! Fevkâlâde olan bu kakmaları koparmayınız”demiştir[32]. 1930’lı yıllarda Amerikan Bizans Ensititüsü namınaAyasofya mozayiklerini araştırmakla görevli Thomas Whittemore “bumozayiklerin hiç birinde insan tarafından tahribat ika edildiğine aitbir iz görülmemiştir. Hatta binanın her tarafında yüzlerce haçlar hiçbozulmadan kalmış olup binanın uzun müddet Türkler tarafından muhafazaedildiğine şehadet etmektedir”[33].

Ayasofya İstanbul’un fethinde usulden olduğu üzere şehrin büyükkilisesi olarak camiye çevrildi. Tursun Bey’in ifadesine göre kubbeyekadar çıkan Fatih Sultan Mehmet binanın ve çevresinin harap görüntüsükarşısında meşhur Farsça beytini söylemiştir. Tursun Bey, FatihAyasofya’ya girdiğinde “vakta ki bu binay-ı hasisün tevabi ve levahikinharab u yebab gördü” der ve Sadî’nin şu meşhur Farsça beytinisöylediğini rivayet eder;



Perde-dârî mî küned der tâk-ı kisrâ ankebût

Bûm-i nevbet mî zened der kal’a-ı Efrâsiyâb



Yani; Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor/ Baykuş Efrasiyab’ın kalesinde nevbet vuruyor/bekliyor.

Fatih Ayasofya’nın tahribini önlemiş, burada müezzinlerinden birineezan okumasını emretmiş, müezzin ezan okuduktan sonra maiyeti ileberaber ilk namazı kıldıktan sonra camiyi kendi hayratının ilk eseriolarak vakfetmiştir[34].

Bizans tarihçisi Dukas, Ayasofya’da ilk ezanın okunmasından ve ilknamazın kılınmasından duyduğu ızdırabı şöyle dile getirir “adem-imeşruiyetin veledi, Deccal’ın mübeşşiri, mihraptaki mukaddes dintaşının üstüne çıkarak, namazını kıldı. Nedir bu nekbet ? Heyhat nedirbu dehşet veren acibe, eyvah ne olacağız? Vay vay, neler görüyoruz?Altında havarilerin ve şehitlerin mübarek bakiyeleri medfun bulunan bumukaddes mihrap üzerinde bir Türk, bu mihrabın üzerinde bir dinsiz ? Eygüneş titre ! Allah’ın kuzusu nerededir? Bu mihrap üzerinde kurbanolan, yenilen ve hiçbir zaman tükenmeyen Babanın oğlu nerede ?Hakikaten fasit bir neticeye vardık, günahlarımızdan dolayı bizimibadetimiz, diğer milletlere nispetle, hiç nazarı itibara alınmamıştır.Allah’ın hikmeti namına bina olunan, Ekânim-i Selâse kilisesi, BüyükKilise ve Yeni Sion adlarını almış olan bu mâbed, bu gün barbarlarınibadet yeri ve Muhammed’in evi adını aldı ve öyle oldu. Ey Cenab-ı Hakverdiğin hüküm adildir ![35]

Fethin üçüncü günü Cuma günü Fatih, Ayasofya’ya gelip ilk Cuma namazınıaskerleriyle beraber kılmıştır. İmamete İstanbul’un fethinin manevimimarı Akşemseddin geçmiş, ilk olarak Fatih namına hutbeyi de bu nuranizat okumuştur. Hutbenin Fatih tarafından irad edildiği deyazılmaktadır. Diğer bir rivayette ise Fatih Ayasofya’nın camiye tahviledildiği gün askerine bir hutbe irad etmiştir. Fatih’in iradesiyle buCuma gününden evvel Ayasofya’daki tasvirlerle heykeller ve putlarkaldırılıp, kıble tarafına mihrab yapıldığı ve minber konulduğu, bütünhazırlıkların Cuma gününe kadar ikmali için mimarlarla ustalar gecegündüz çalıştıkları rivayet olunur[36]. Bu arada üç gün zarfında bir detahtadan minare yapılmıştır. Yapılan minber ve mihrap zamanımızaulaşmamıştır. (Şimdiki mihrap ve minber daha sonra yapılmış olupFatih’in yaptırdığı değildir. 16. yüzyılın izlerini taşır. II. Bayeziddevrinde mihrab, III. Murad devrinde minber ilave edildiğibilinmektedir. Tahta minare ise II. Selim zamanında yapılan tamirsırasında kaldırılmıştır[37]). Solakzâde tarihinde Cuma namazından öncemihrab, minber ve mahfil hazırlandığı, duvarlarda bulunan tasvirlerinkaldırıldığı, Cuma hutbesini Akşemseddin’in irad ettiği, imameti deyine bu zatın yaptığı belirtilir[38].

Okunan bu hutbe Osmanlılar içinde okunan hutbelerin belki de enmukaddesi, en sevinçlisi, en büyük şan ve şerefe sahip olanı idi. Çünküo güne kadar sekiz buçuk asırdan beri bütün müslümanların ulaşmayışiddetle arzu ettikleri bir fethi Cenab-ı Hak tarafından Osmanlıpadişahlarına ve onun tebasına verildiğini ilan etmekte idi. Fethinkomutanı ve gazileri, sahabe-i kiramın bile şiddetle arzu ettikleribüyük bir saadete ve Hz. Peygamberin “ne güzel komutan ve ne güzelasker” övgüsüne mazhar olmuşlar idi[39].

İstanbul’un fethini müteakip şehirde bulunan yüzden fazla kilise vemanastır cami ve ibadethane haline getirilmiş, bir çoğu da medrese vehangah yapılarak ehli tarikata barınak olmuştur[40].




[1] Gelibolulu Mustafa Âlî Efendi, Kitabu’t-Tarih-i Künhü’l-Ahbar, c. 1, s. 472 vd.
[2] İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 239-240.
[3] Vakfiyenin Arapça metni için bkz. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi,İstanbul Salis 6. Vakfiye Defteri, nr. 575, s. 82-106, sr. 46; Aynınüshanın latin harfleriyle Türkçe’ye tercüme edilmiş kaydı için aynıarşivde, 2114 numaralı defter, s. 176.
[4] Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, s. 523.
[5] Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 158-159.
[6] Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 16.
[7] Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet, çev. Necla Işık, İstanbul 1991, s. 36.
[8] Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 179.
[9] İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1,İstanbul ts., s. 240-241; Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c. 10,s. 213.
[10] Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 178-179.
[11] İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 252; İlhan Akçay, Ayasofya Camii, s. 19.
[12] K. Süssheim-Arif Müfid Mansel, “Ayasofya” , İA, s. 49; AhmedMuhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 335-336.
[13] İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 257-258.
[14] Aktaran; Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 344.
[15] Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 178-180.
[16] Bkz. Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 336 vd.
[17] Çan kulesini 1678 yılında ziyaret eden Venedikli Doj O. P.Grelot’un verdiği bilgilere göre mevcuttu. Bu gün Askeri Müze’deAyasofya çanı mevcuttur. Ne şekilde müzeye intikal ettiği bilinmiyor.İlhan Akçay, Ayasofya Camii, s. 18
[18] İlhan Akçay, Ayasofya Camii, s. 59.
[19] İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1,İstanbul ts., s. 258, Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet, çev. Necla Işık,İstanbul 1991, s. 88.
[20] Tursun Bey, Tarih-i Ebu’l-Feth, Haz. Mertol Tulum, İstanbul 1977, s. 64, 75.
[21] Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet, çev. Necla Işık, İstanbul 1991, s. 87.
[22] A. Süheyl Ünver, İstanbul Risaleleri, c. 2, İstanbul 1995, s. 60-61.
[23] K. Süssheim-Arif Müfid Mansel, “Ayasofya” , İA, s. 49.
[24] İlhan Akçay, Ayasofya Camii, s. 22- 23.
[25] Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet, çev. Necla Işık, İstanbul 1991, s. 65, 67.
[26] Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 340-41.
[27] Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 338.
[28] Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 341.
[29] K. Süssheim-Arif Müfid Mansel, “Ayasofya” , İA, s. 49; AhmedMuhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 352.
[30] İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 260; İlhan Akçay, Ayasofya Camii, s. 23.
[31] Tursun Bey, Tarih-i Ebu’l-Feth, Haz. Mertol Tulum, İstanbul 1977,s. 63; Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 184; K.Süssheim-Arif Müfid Mansel, “Ayasofya” , İA, s. 49; Ahmed Muhtar Paşa,Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 352- 359, İlhan Akçay,Ayasofya Camii, s. 21- 22, 26.
[32] Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 358.
[33] Thomas Whittemore, “Ayasofya Mozayikleri”, Halil Edhem Hatıra Kitabı, TTK Yayınları, Ankara 1947, s. 200.
[34] Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 184; Tursun Bey,Tarih-i Ebu’l-Feth, Haz. Mertol Tulum, İstanbul 1977, s. 64; SemaviEyice, “Ayasofya”, DİA, s. 207; İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı OsmanlıTarihi Kronolojisi, c. 1, İstanbul ts., s. 260.
[35] Dukas, Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, s. 184.
[36] İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 1,İstanbul ts., s. 262-263; Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-iKostantıniyye, İstanbul ts, s. 387-390.
[37] Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mimarisinde Fatih Devri, c. 3,İstanbul 1989, s. 317-318; Semavi Eyice, “Ayasofya”, DİA, s. 208; İlhanAkçay, Ayasofya Camii, s. 26, 40, 50.
[38] Solakzade Mehmed Hemdemî Çelebi, Solakzade Tarihi, Haz. Vahid Çabuk, c. 1, s. 286-287.
[39] Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, İstanbul ts, s. 389-390.
[40] Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t-Tevarih, c. 2, İstanbul 1992, sadeleştiren İsmet Parmaksızoğlu, s. 293.
Logged

B!Z! B!LΣП B!L!Я, 3 Κ!Ş!Υ!Z; BΣП, ΚΣΥF!M VΣ ΚΛΉΥΛSI..

νﻪгlığıռlﻪ կօĸlսğսռlﻪ รεռ հﻪгﻨĸﻪรıռ

Konuksever Moderatör
Tavsiye Elemanı
*
Mesajlar: 25243


View Profile
Re: İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi
« Posted on: Ekim 11, 2008, 11:33:30 ÖÖ »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi.Sitemizin diğer bölümlerinde bulunan program, msn, sohbet, resim, video vs. arşivi için üye olmanızı öneririm.Binlerce üye ile sohbetde cabası..

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi oyunları, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi programı, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi oyunu indir, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi program yükle, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi download, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi hikayeleri, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi resimleri, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi haber, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi yükle, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi videosu, İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi msn eklentisi, şarkı sözleri
Logged
Kasım 02, 2007, 11:30:14 ÖÖ
Mine


susuyorum yine...



*


Üye No : 1236

Nerden : sakarya

Konu  :
193

Mesaj : 1917

Prestij : 572
günde gelir devranda döner...
Online
« Yanıtla #1 : Kasım 02, 2007, 11:30:14 ÖÖ »

ne güzel fetihdir istanbulun fethi..yeni bir çağ açmıştır tarihte...ama okullaarde,ders kitaplarında en fazla 1 sayfaya sığdırırlar...başlıbaşına bir ders olmalı bence bu fetih...zaten tarihimiz sonsuz bir derya  ama anlayanlar için...saolasın melankolik güzel paylaşım...
Logged




Üye olmadığınızdan ötürü linkler gözükmüyor, değilmi ?
Linkleri görmek ve bu sitede anti-sömürge sistemi olduğunu bilip , banlanmıcam diyorsanız Kayıt Olunuz yada bizdenseniz Giriş Yapınız
Her İmzaya Bir Hadis Kampanyası
Hadis-i Şerif
Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.



 Konuya bakanlar
  0 Üye ve 9 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Windows Vista’mı istiyorsunuz ? Xp’nizi Vista’ya Çevirin Bilişim ve Teknoloji genc_lider 5 449 Son Mesaj Şubat 11, 2008, 05:54:34 ÖS
Gönderen: fatosksk35
Zonaro’nun başyapıtı ’Galata’ 250 bin YTL Yurt İçi Haberler TakTik 0 214 Son Mesaj Ekim 24, 2007, 09:26:46 ÖS
Gönderen: TakTik
İstanbul’da ilk metro Tarih PΛЯΛDIƧΣ 0 123 Son Mesaj Şubat 23, 2008, 06:16:25 ÖS
Gönderen: PΛЯΛDIƧΣ
DİSK’ten ’Oyumuz CHP’ye’ sinyali Yurt İçi Haberler SЄЯCîИHO 1 61 Son Mesaj Temmuz 22, 2008, 10:57:07 ÖÖ
Gönderen: whiteangel
AKP’ye son iki ayda dört vukuat ’dokundu’ Yurt İçi Haberler MuTlUlUK_BeN 0 30 Son Mesaj Eylül 08, 2008, 02:09:12 ÖÖ
Gönderen: MuTlUlUK_BeN
-=| TopLisT |=-
Genel
Zirve100
YASAL UYARI

TURKeyif.com kullanıcıları ve üyeleri, üçüncü kişilerin telif hakkı sahibi bulunduğu her türlü fikri eser, fotoğraf, resim vb. materyal ve ürünleri kullanamazlar. TURKeyif.com kullanıcı ve üyelerinin, üçüncü kişilerin telif hakkı sahibi olduğu yazı, resim vb. ürünleri kullanması durumunda, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk kendilerine aittir. Söz konusu haksız kullanım nedeniyle TURKeyif.com un hiçbir hukuki sorumluluğunu bulunmamakta olup, haksız kullanım nedeniyle TURKeyif.com un üçüncü kişilere ödemek zorunda kalabileceği her türlü tazminat ve/veya adli/idari para cezaları TURKeyif.com kullanıcılarına rücu edilecektir.

| Anasayfa | Urllist | Sitemap | iMode | Archive | XML | Rss | Wap | Wap2 |



MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!