Kablolarına sahip olunur, ruhuna asla!
Kablolarına sahip olunur, ruhuna asla!
Mertz'in 'insansılık' tanımına kafa, kollar, gövde gibi fiziksel özellikler kadar, yanılma ve sızlanma gibi haletiruhiyeler de dahil. Kısmet'in (ortada) özelliği, yüz ifadesindeki değişikliklerle, gözlerini, dudaklarını, kaşlarını ve pembe kâğıttan kulaklarını şekillendirerek öfke, korku, tiksinme, eğlenme, şaşırma, üzüntü gibi birkaç basit duyguyu ifade edebilmesiydi.
Bilgiye aç haliyle bebek, kırmızı dudaklarıyla dişi, empati yeteneğiyle bulunmaz sevgili... Son model humanoid'ler, o ürkütücü imgeden çok uzak...

Mertz'in 'insansılık' tanımına kafa, kollar, gövde gibi fiziksel özellikler kadar, yanılma ve sızlanma gibi haletiruhiyeler de dahil. Kısmet'in (ortada) özelliği, yüz ifadesindeki değişikliklerle, gözlerini, dudaklarını, kaşlarını ve pembe kâğıttan kulaklarını şekillendirerek öfke, korku, tiksinme, eğlenme, şaşırma, üzüntü gibi birkaç basit duyguyu ifade edebilmesiydi.
Massachussetts Institute of Technology'nin (M.I.T) 'sosyalleşebilen robot'larının en yaşlısı Mertz. Gözlerinin arkasında yüzleri ayırt etmeye yarayan sensörler var. Birinin yüzünü fark edince bir diyalog başlatmak için doğrudan ona bakması gerekiyor ama Mertz'te bir haller var. Kıpır kıpır. Tasarımcılarından Lijin Aryananda huzursuzlanıyor. "Ben senin annenim" diyerek dikkatini çekmeye çalışsa da, Mertz tavana bakıp söylenmeyi ve art arda karışık cümleler kurmayı sürdürüyor: "Çok uzaktasın", "Lütfen bana birkaç renk öğret", "Çok uzaktasın"...
M.I.T'deki 'Humanoid Robotics Group'un robotlarının 'insansılık' tanımına kafa, kollar, gövde gibi fiziksel özellikler kadar, yanılma ve sızlanma gibi haletiruhiyeler de dahil. Görünen o ki, robotlarla ilgili kafamızdaki 'süperinsan' imgesi, motorların ve soğuk
Massachussetts Institute of Technology'nin (M.I.T) 'sosyalleşebilen robot'larının en yaşlısı Mertz. Gözlerinin arkasında yüzleri ayırt etmeye yarayan sensörler var. Birinin yüzünü fark edince bir diyalog başlatmak için doğrudan ona bakması gerekiyor ama Mertz'te bir haller var. Kıpır kıpır. Tasarımcılarından Lijin Aryananda huzursuzlanıyor. "Ben senin annenim" diyerek dikkatini çekmeye çalışsa da, Mertz tavana bakıp söylenmeyi ve art arda karışık cümleler kurmayı sürdürüyor: "Çok uzaktasın", "Lütfen bana birkaç renk öğret", "Çok uzaktasın"...
M.I.T'deki 'Humanoid Robotics Group'un robotlarının 'insansılık' tanımına kafa, kollar, gövde gibi fiziksel özellikler kadar, yanılma ve sızlanma gibi haletiruhiyeler de dahil. Görünen o ki, robotlarla ilgili kafamızdaki 'süperinsan' imgesi, motorların ve soğuk bilgisayar kodlarının önüne geçmiş. Bugünün 'insansı robotları', hep yaratılmasını beklediğimiz o karmakarışık makineler gibi değiller.
'Sosyalleşebilen robot'ların bu erken örneklerine kafa yorarken, görünenin ötesini de düşünmekte fayda var. Bill Gates kişisel robotların, bugün, 70'lerde kişisel bilgisayarların durduğu yerde durduğunu söylemişti. 30 yıl önce, o iri cüsseli, yavaş mı yavaş bilgisayarların 2007'de Google, e-posta, YouTube, Skype ve MySpace gibi uygulamalarla hayatımızın ortasına yerleşeceğini çok az insan tahmin edebilmişti. Yani en usta ellerde yönetilse bile hâlâ hantallıkları ve değişken mizaçlarıyla bugünün robotları, 30 yıl sonra onları nerelerde, nasıl kullanacağımızın muhtemelen sadece ufak ipuçlarını verebiliyor.
Sosyalleşebilen robotlar, insanlar gibi öğrenmeye programlanmış; temel, basit dürtü ve yeteneklerle başlayıp fiziksel ve sosyal deneyimleri arttıkça buna yenilerini ekliyorlar. İnsanlar robotlardan gelen sosyal ipuçlarına hiç düşünmeden karşılık veriyor ve böylece bu robotlar, imkânsızmış gibi görünse de, bir şekilde 'canlıymış' izlenimi vermeye başlıyor.
Bir bebek nasıl öğreniyorsa...
Bugün de birçok anlamda robotlarla kuşatılmış haldeyiz ama bilim insanlarının 'sosyalleşebilen robot' derken kastettiği farklı bir şey. Bu tür robotların 'yerleşmiş' ve 'cisimleşmiş' olması gerekiyor. Yerleşmek, yani çevresini sezebilmek ve ona karşılık verebilmek; cisimleşmek, yani dünyayı üzerinden deneyimlediği fiziksel bir bedene sahip olmak. Bu robotların bedenleri veri toplama işlerinin bir parçası olarak kullanmak üzere programlanmış. Dünyayı bu şekilde öğrenmek, bebeklerin öğrenme biçimine benziyor; basit yeteneklerle yola çıkmak ve duyusal girdiler yoluyla bunları çoğaltmak. Bebekler için duyusal girdiler görmek, dokunmak ve dengelemekken, robotlar video kameralar ve yatay gözler gibi mekanik sensörlerden elde edilen girdileri kullanıyor.
M.I.T Bilgisayar Bilimi ve Yapay Zekâ Laboratuvarı'nın eski başkanı Rodney Brooks'un takımıyla geliştirdiği Cog, sosyalleşebilen robotların ilk örneklerinden biri. Yürüyemiyor ama bir büyük adam boyunda, uzadığında 1.9 metre, kolları da kocaman. Onun işi düşünmek. 1993'ten 11 yıl sonraki emekliliğine kadar İnsansı Robot Laboratuvarı'nın maskotu olan Cog, şimdi Chicago'daki Notebaert Doğa Müzesi'nde ikâmet ediyor. Basitçe, hareket eden her şeye bakmak üzere programlanan Cog, bir çocuk gibi öğreniyordu, insanlar da ona tam bir çocuk gibi davranıyordu. Öğrencilerin Cog'a hediyeleri: Takip etsin diye kırmızı bir top, bakması için sallanan bir el, parlak pembe bir metal oyuncak; yani çocuklara dünyayı keşfetmeleri, özerklik, fizik ve sosyal etkileşimlerle ilgili basit gerçekleri kavramaları için verilen oyuncaklar. Robot öğrencilerin komutlarını yanıtlamak için hareket ettikçe, bir 'yaratık' gibi algılanmasını sağlayan özellikler göstermeye başlıyordu, biçimi insan bedeniyle çok az benzerlik taşımasına rağmen. Cog'a ilk kez bir oyuncak uzatıldığında, onun kilosu ve pozisyonu hakkında bilgi vermişti. Birkaç saatlik egzersizin sonundaysa Cog artık kollarını indirip kaldırarak onunla oynamaya başlamıştı. Kulaklarında mikrofonları ve yapay bir sesi olan Cog, daha önce görmediği nesneleri bulmak ve isimlendirmek gibi şeyleri de öğrenebiliyordu.
1990'da Brooks'un öğrencisi olarak laboratuvarda çalışmaya başlayan Cynthia Breazeal, şimdi yardımcı doçent ve Kişisel Robotbilim Grubu'nun başkanı. Önce Cog üzerinde programlama çalışmaları yapan Breazeal, sonra kendi sosyalleşebilen robotunu geliştirmeye karar verdi. Amacı, gelecekte ev robotlarının nasıl tasarlanacağını gösteren bir model yaratmaktı. Sonunda büyük mavi gözleri, kıvrık kirpikleri, ruh haline göre yukarı ya da aşağı bakan kırmızı dudakları ve aynı şekilde oynayan pembe kulaklarıyla oldukça ayrıntılı bir kafa yapısına sahip bir robot yarattı ve cilveli robotuna Türkçe anlamını bildiği 'Kısmet' adını koydu.
Kısmet'in duyguları var
Kısmet sadece ağır bir taban üzerine oturtulmuş metal bir baş, dışarıdan görünen kablolar, motorlar, akla sonradan gelmiş gibi iliştirilmiş gözler ve dudaklara sahip olmasına karşın, yine de o güne kadar inşa edilmiş en iddialı sosyalleşebilen robottu. Breazeal, Kısmet'i cansız bir varlık gibi takdim etmeye gayret ediyor ama ondan bahsederken sesi ister istemez yumuşuyor, aceleci konuşması yavaşlıyor ve robotundan mı yoksa okul öncesi çağındaki çocuğundan mı bahsettiğini anlamak güçleşiyor.
Kısmet'in özelliği, yüz ifadesindeki değişikliklerle, gözlerini, dudaklarını, kaşlarını ve pembe kâğıttan kulaklarını farklı farklı şekillendirerek, birkaç basit duyguyu ifade edebilmesiydi. Bunlar da gözleyen kişi için anlaması kolay duygulardı: Öfke, korku, tiksinme, eğlenme, şaşırma, üzüntü. Psikologlara göre bunlar otomatik, bilinçsiz ve evrensel olarak anlaşılabilen duygular.
Kısmet farklı yüz ifadeleri şeklindeki tepkilerini, motorları üzerindeki sürücülerin komutlarıyla oluşturuyordu. İfadeleri sosyalliğe öyle uyumluydu ki, bazı insanlar kendilerini, onun sergilediği ruh hallerini gerçekten hissettiğini düşünürken buluyordu. Breazeal, Kısmet'in gerçekten hissedip hissetmediğini veya neyi hissedebildiğini anlamaya çalışmanın göründüğünden daha karmaşık olduğunu söylüyor. "Robotlar insan değil ama insan da duyguları olan tek varlık değil" diyor. "Robotlarla ilgili sorulacak soru 'Acaba hiç insan duygularına sahip olacaklar mı?' değil. Köpekler de insan duygularına sahip değildir ama hepimiz kabul ediyoruz ki kendilerine özgü duyguları var. Burada soru şu olmalı: Robotlara özgü duygular neler olabilir?"
Cog'un tersine, Kısmet'in öğrenme biçimi bilişsel olmaktan çok, sosyal. Onun yaşayan bir varlığa bu kadar benzemesini sağlayansa, birbirinden çok farklı insan muhataplarıyla 'ön söyleşiler' yapabilme yeteneği. Eşzamanlı çalışan 15 bilgisayar tarafından yönlendirilen Kısmet, altı aylık bir çocuğun basit duygusal motivasyonlarının aynısına sahip olacak şekilde programlanmış: Yenilik, sosyal etkileşim ve periyodik olarak dinlenme dürtüleri. Bu amaçlara ulaşmak için gerekli davranışlar da Kısmet'in programına dahildi. Ruh hallerini (canlı, sıkılmış veya nötr) belli eden yüz ifadeleri de, bu dürtülerinin tatmin edilip edilmemesine göre değişiyordu. Bu robot arzuların ve duyguların yüz ifadeleriyle nasıl yansıtıldığı ve sonrasında bu ifadelerin nasıl bir sosyal etkileşim yarattığını gösteren bir model oldu. Kısmet de emekli robotlardan; şimdilerde M.I.T. Müzesi'nde bir bronz heykel misali sergileniyor.
'Tekinsiz bölge' neresi?
Breazeal'in yeni favorisiyse Kısmet'e hiç mi hiç benzemeyen, 0.9 metre boyunda, biraz porsuğu, biraz 'Star Wars'un Yoda'sını andıran Leonardo. Büyük kahverengi gözleri, parmakla gösterilecek kadar kocaman kulakları, yumuşak dudaklı ve ince dişli ağzı, kürklü bir göbeği, kürklü bacakları ve gerçek gibi görünen tırnaklı yumuşak elleri var. Kısa adıyla Leo da canlı hissi veren robotlardan çünkü Hollywood'un robot animasyonu uzmanları tarafından Stan Winston Studio'da üretilmiş. Leo, insanlarla etkileşiminde, merak ve empati gibi, beş yaş civarı çocuğunkine benzer davranışlar gösteriyordu. Birinin yardıma ihtiyacı olduğunu ve kendi edindiği bilginin diğerlerinde olmayabileceğini anlayabiliyor, yanlış bir bilginin doğrusunu göstermek için harekete geçebiliyordu.
Cog, Kısmet ve eski nesil Mertz 'gerçekmiş' hissi verebilir ama tam bir robot gibi görünüyorlar. Vidaları ve motorları ortalıkta, retro-tekno bir görünüme sahipler, eski moda gelecek imgelerini andırıyorlar; yani 1939'daki Dünya Fuarı'nın Elektro Robot'undan pek farklı sayılmazlar. Bu sıkı robotsu tasarım, hem belli bir estetik duyarlılığın yansıması, hem de bize çok fazla benzeyen robotlar yapmaktan kaçınmaktaki ince kararlılığı gösteriyor. Bilim insanları, bir robot ne kadar insana benzerse onu o kadar kaale alacağımıza inanıyor, ama bir yere kadar. Sonrasında, Japon robotbilimci Masahiro Mori'nin 'tekinsiz bölge' dediği alana giriyoruz. Gerçek insanlara çok fazla benzediklerinde onlardan çok fazla şey beklemeye başlıyoruz ve isteklerimizi karşılayamadıklarında bu kez onlardan nefret ediyoruz.
Robot gibi görünen robotlardan biri de Domo. Stilize yapısıyla bir insandan çok Chrysler binasını anımsatıyor. Sözlü isteklere "Domo burada" gibi cevaplar verebiliyor ve avucuna ne yerleştirilirse yerleştirilsin onu hemen sıkıca kavrıyor, tıpkı bir bebeğin yaptığı gibi. Tasarımcısı Aaron Edsinger, Domo'yu bazı ev işlerini becersin diye programlamış. Önce bir kraker kutusunu elinde taşıyıp rafa yerleştiriyor, sonra kahve çekirdekleriyle dolu bir torbayı, bu kez farklı sıkılıkta kavrayarak (bunu elindeki sensörler sayesinde ayarlıyor) rafa koyuyor.
Sosyalleşebilir robotları laboratuvar dışındaki hayata salma projeleri de çeşitleniyor. İlginç örneklerden biri, M.I.T. öğrencilerinden Cory Kidd'in tasarladığı, insanlara kilo verdirmek için koçluk yapacak 17 insansı robot. Çocuk büyüklüğünde ve dokunmatik ekran taşıyan, kolsuz-bacaksız bir gövdeye sahip koç-robotların ortak adı Autom. Basit bir yapay ses yazılımı sayesinde 1000 farklı kalıp kullanarak konuşabiliyor, genellikle "Egzersizlerinizde iyiye gitmeniz çok hoş", "Bugünkü kalori hedefinizi yakaladığınız için kendinizi tebrik etmelisiniz" gibi cümleler kuruyorlar. Kidd, Autom'ları evlerinde altı hafta ağırlamaları için 15 gönüllüyle anlaşmış. Amaç bu deneyimleri, başka iki 15'er kişilik grubun diyet deneyimleriyle karşılaştırmak. İkinci bir proje de, minik bebek boyutunda dört robot üreterek iki haftalık bir gezinti için Boston Bilim Müzesi'nde serbest bırakmak. Robotlar etrafı dolaşacak ve müzeyi ziyaret edenlerle iletişime geçecek. Amaç, robotların programlarının ziyaretçileri rahat hissettirmekte yeterli olup olmadığını anlamak ve insanların robotlara oradaki bazı basit işleri öğretip öğretemediğini gözlemlemek.
'Erkek arkadaşıma değişirim'
Bazı uzmanlar, insan-robot ilişkisinde aşılması gereken esas zorluğun, bu etkileşimi daha kolay ve doğal hale getirmek değil, bunun insanlar arasındaki etkileşimi gölgede bırakmasının önlemek olacağını düşünüyor. M.I.T Bilim Programı profesörü Sherry Turkle, sosyalleşebilen robotlarla uğraşmanın insanlarla uğraşmaktan daha kolay olabileceğinden ve bir gün ilişki kurmak için makineleri insanlara tercih edebileceğimizden endişe ediyor. Tuckle, bir kadın öğrencisinin dersten sonra ona yaklaşarak, karmaşık bir insansı robot eğer ona 'yeterince ilgili davranırsa', onu erkek arkadaşına rahatlıkla değişebileceğini söylediğini anlatıyor. Kadın "Evde incelik hissini arıyorum" diyor, "Eğer robot bana böyle bir ortam sağlayabilirse, gerçekten biriyle birlikte olduğum ilüzyonunu rahatlıkla sürdürebilirim."
'Robotların bilinci' konusu da hayli tartışmalı. Felsefeci yazar Daniel Dennett'e göre bir bilince sahip olmaları ihtimali oldukça düşük, en azından insanlarınki gibi bir bilince. Ancak ileride insansı robotların ne yaptığı, ne hissettiği ve nedeni hakkında bilgi kaynağının yaratıcısı değil kendisi olacağı düşünülüyor. Bazıları da duyguların robotlar için, en azından teorik olarak mümkün olduğuna inanıyor. Hatta Rodney Brooks, bunun çoktan gerçekleştiğini söyleyecek kadar iddialı. "Yaşayan şeyleri yaşıyor hale getirenin ne olduğunu gerçekten merak ediyorum" diyor. "Bunların hepsi mekanikle ilgili. İnsanlar fizik ve kimya kurallarına göre etkileşen biyomoleküllerden oluşuyor. Kontrolü elimizde sanıyoruz ama aslında değil." Hepimiz insanız ya da insansı. Etten de olsa metalden de, basitçe sosyalleşebilen makineleriz aslında!
Derleyen: Yonca Cingöz (The New York Times Magazine)